01 Şubat, 2008


Bugün annemin doğum günü. Ona hediye aldım. Daha doğrusu ben beğendim, paraşüt aldı. Paraşüt iyi ya, seviyorum onu. Mesela bir kuyumcunun önünden geçerken gözüm vitrine takılsa "aşkııaaam yüzükler ne güzel dimeee" desem, hemen beşer onar alır hepsinden sağolsun. İyi insan iyii. Neyse işte bugün anneciğimin doğum günü. Ona aldığım hediyenin kullanma kılavuzunu henüz okuma fırsatı bulamadığım için, çalışma hayatına da geçiremedim. Bu akşam eve döndüğümde pelte gibi yatağa yığılmak yerine biraz işe yaramayı hedefliyorum.

Az evvel gayet bön bir şekilde dalmış otururken ve önümdeki kağıda bakmadan tuhaf tuhaf şekiller karalarken, kuşun teki cama çarptı. Resmen kuşbeyinli. Bir süre gözlerimle takip ettim ne yapacağını. Ölmesin, diyorum içimden, ne gerek var şimdi sabah sabah. Bu arada eğer ölürse üzülmemek için de kendime bahaneler üretmeye çalışıyorum ve sonra onları yalanlıyorum:

- Ölürse ölsün canım, nasılsa ölecekti zaten. Kuşlar bir gün yaşıyor ki hem.
- Çüüş. Kelebek be o, kuş değil.
- Ha kuş, ha kelebek. İkisi de uçuyo işte.
- Uçamıyor işte artık, senin hayvan gibi camına çarptı, öldü hayvan.
- Yahu benim kabahatim mi onun çarpması, eceli gelmiş ölmüş işte, hepimiz toprak olacağız bir gün neticede.

O sırada kuş yerde hareket etti. Bir iki kanat çırptı, sonra da bastı gitti pis. Biz burda kendimizi paralayalım hâlâ. Nankör. İnsan bi' mahsuscuktan bayılır hiç olmazsa.

Annecim seni çok seviyorum. Bu manasız yazının anafikri senin doğum günün olacaktı aslında ama duyguyu tam veremedim galiba şu salak kuş yüzünden. Senin doğum günün bana geldiğin gündür anne, valla daha güzellerini yazacağım sana, söz. Kuzumsun.

silgi @ 9:35:00 AM -