|
YASEMIN yazın, 3544'e gönderin. Şaka yapmıyorum. Biz az önce yaptık, siz de yapmalısınız, gerçekten. Teşekkürler. silgi @ 10:53:00 PM -
Tam-ta-til-ha-va-sın-da-yım. İçim nasıl bir kıpkıp, nasıl bir heycan fıitınası hakim ortama bilemezsiniz canlarım. "Canlarım" deyişimden bu konuyla ilgili nasıl çıkarımlar yaptınız bilmiyorum ama bu aralar pek keyifliyim, adeta sinirleri alınmış bir kilo pamuk gibi kuzu etiyim. Dün, altı yıllık bir alışkanlığa, efendime söyleyeyim bir tür yaşam biçimine son verdik: Bizim Rapunzel'in saçlarına kıydık. İçinde bulunduğumuz kompleks yapının kuaför bölümüne giderken kalbimin güpgüp attığını itiraf etmeliyim. Aslında önceden "Eğer kötü olursa beni terk etmeyeceksin" içerikli paktı (zorla) imzalamıştım (en azından sözlü olarak) lakin yine de "allaam yani şimdi kötü olmasın yani tamam mı ne gerek var ki yani gül gibi yaşayıp giderken yani" gibi takık insan cümleleri geçmiyor değildi aklımdan. Şimdi kuaförde yaşadığımız maceraları teker teker anlatmayacağım tabii, "Ya sen niye anlatıyorsun, ben yazacaktım" tadında bir azarı yiyesim yok pek. Hemen sonuca geleyim mi? Geleyim geleyim. Kuaförden çıkarken az kalsın çöt diye dizimin üstüne çöküp, tek taşı çıkarıyordum cebimden, o derece. Goodbye Rapunzel, hello Hülya Avşar. silgi @ 12:36:00 PM -
Dünyanın en süper ikinci müzik blogu kereviz açıldı! Bayinizden her sabah ısrarla istemeyi unutmayınız. silgi @ 10:20:00 AM -
- mesela seninle bir piknik sepetimiz olsun isterim bir de gidebileceğimiz çimenler çimenlerde oturup piknik sepetimizden bir şeyler çıkarırız örtüm var benim, koyu kırmızı ve beyaz, pötikareli piknik sepetimiz hermione'nin sihirli çantası gibi olursa daha da mutlu olurum içinden çıkarmamız gereken çok şey olmayacak ama istersem de çıkarmak isterim sonic blade reklamında böyle süper bir et kesiyorlar ya, küp küp küp o et mesela olmalı sepette kırmızı şarap da içerim, en son içtiğimiz şarap güzeldi, o olabilir işte onun dışında bazı ıvır zıvırlar olacak. örneğin tavla. örneğin domino. örneğin iskambil. bunlar olmazsa çok mutsuz olabiliriz hava çok güzel olacak bir de, iskambiller uçmayacak tabii ben seni yine yeneceğim tavlada yenileceğimi ikimiz de biliyoruz, ama bazı güçlerimi kullanarak her şeyi lehime çevirebilirim - hı hı - aa deniz varmış gidip biraz da denize bakarız deniz dediğim, bildiğin okyanus ah canım ispanya ne iyi ettik de geldik değil mi biraz book store dolaşmak istiyorum buradan kalkınca book store yoktur tabii ispanya'da, hiç uyarmıyorsun: bukka storre varmış işte, oraya gideriz. yazıldığı gibi okunuyor, teşekkür ederim sepet diyordum, başka ne çıkartalım - ekmek? - ekmek de ekmek, ne ekmeği ya, ispanya'da ekmek yenmez, azıcık entel ol - kepek ekmeği - evet kepek ekmeği çıkarırız ben onları sonic blade'le süper keserim, şekilli şekilli, istersen yıldız bile yaparım sana bir tane yıldız, bir tane de paraşüt yaparım ekmekten resim kabiliyetim yok ama el becerilerim iyidir şekilleri çok güzel oldu diye yemek istemeyebilirsin bozmamak için aa hayatım saçmalama kökü bizde, yine keseriz derim sana ammmaa, işte o an yersen o ekmekleri, canım yandın ya yeminle bu bir testti, you have failed, system failure yemeyeceksin o ekmekleri, yanlarında yatacağız hava işte çok güzel, ama bulut var beyaz beyaz böyle onlara bakıp ata, eşşeğe falan benzetebiliriz istersen dur özür dilerim, duygusallıkla düzelteceğim bu cümlemi: onlara bakıp kalbe, kelebeğe falan benzetebiliriz istersen - karınca gelir be - ha ha ha, karınca mı gelir, canım senin yanında kim var ya, kiiiim var yanında kim 7 sene hogwarts'ta okudum ben, hemen büyü yaparım etrafımıza, hiçbir böcek gelemez, dizuuuyvt - karınca duası biliyor musun? ben bi ara biliyordum sonra unuttum o da olur - karıncanın duası mı olur ya çıldırma - hani büyü işe yaramazsa karınca duası karıncaları uzaklaştırmak için değildi sanırım bereket içindi - hayır be, annem ben küçük yazınca karınca duası gibi yazma der küçük font demek - hayır be - sen bilmiyorsun, hemen sus hahaha spiderman topunu da mı almışsın canım benim, dur çıkaralım sepetten sana şu voleybolu öğretmemiz lazım ya - tamam sustum - sen susarsan film biter ben böyle oyunu bozarım arkadaş neyse gidip biraz camdan bakayım ben silgi watch the stars olsun silgi @ 1:45:00 AM -
"If i'm selling to you, i speak your language. But if i'm buying, dann müssen sie deutsch sprechen." Willy Brandt silgi @ 12:44:00 PM -
İy ki doğdun turshuu, iy ki doğdun turshuu, iy ki dooğ-dun, iy ki dooğ-dun iy ki dooooğ-duuun, tuuurshuu. *havai fişekler patlasın* silgi @ 10:18:00 AM -
- Sevgili silgi, aşk nedir? - Hakkında en çok yorum yapılan, varsayımlarda bulunulandır. Herkesin en az bir kez sahip olduğunu düşündüğü; kaybettiyse arkasından ağladığı, acısı geçtiğinde yenisini edinmek için emek, güç, çaba biriktirdiğidir. Kolay elde edildiğinde en az kıymeti bilinen, zor ulaşıldığında üstüne en çok titrenendir. Nelere kadirdir bilinmez ama, nadirdir işte. Değerini bilmek gerekir. - Bu aydınlatıcı açıklamanız için teşekkür ederiz. - Rica ederim, iyi günler. silgi @ 1:10:00 AM -
Çocukluğumda okuduğum üç kitap beni şimdiki ben haline getirdi: Küçük Prens, Masalın Aslı: Aydınlıktan Karanlığa ve Masalın Aslı: Karanlıktan Aydınlığa. Yıllarca kendime Küçük Prens'ler aldım. Sevdiğim insanlara hediye ettim, orada burada onunla ilgili yazılar yazdım, evimde uyuduğum neredeyse her gece ondan bir kaç sayfa okuyup öyle daldım uykuya. Ama ben (sanırım) 8 yaşındayken, annemin toparlayıp doğudaki köylere gönderdiği kitap kolilerinden birinin içinde kalmış Masalın Aslı kitapları, 17 sene boyunca kendilerinden hiçbir şekilde haber alamamış olmama rağmen, asla aklımdan çıkmadı. Yıllarca ne zaman birileriyle konuşurken konu kitaplara gelse, "Sizde Masalın Aslı var mı?" diye sordum. Ne zaman bir kitapçıya girsem tekrar basılıp basılmadığını öğrenmeye çalıştım. Sahaflar dolaştım. Ek$i Sozluk'te Masalın Aslı başlığına entry giren herkese mesaj atıp, edinmek için uğraştım. Ama olmadı. Kimsede yoktu. Masalın Aslı kitapları sır olup bu dünyadan yok olmuştu. Benim gibi üç beş deli ile birlikte ısrarla sağa sola soruyorduk, birbirimizi sürekli haberdar etmeye çalışıyorduk, hatta geçen sene aldığımız "Bostancı'da bir spor salonunun cafe'sindeki kitaplıkta görülmüş!" başlıklı haber, hepimize kalp krizi geçirtecekti neredeyse. Lakin o da fos çıktı. Az evvel oraya buraya bakarken rastladım onların haberine: Vasıf Öngören yazıyordu, Aydınlıktan Karanlığa yazıyordu, Evrensel Basım yazıyordu. Sanırım orada benim film koptu bir kaç saniyeliğine. Kendime geldiğimde gözlerimi sildim, hemen gugli'den online kitapçıları arattım ve işte orada, karşımdaydılar. Birkredikartınumarasıuzaklıkta. Alsam mı almasam mı diye düşünüyorum hâlâ. Galiba bu gece, bu heyecanla uyuyup ne yapacağıma sabah karar vereceğim. O esnada sizler bana birer tane alıp hediye edebilirsiniz. Fazla Masalın Aslı elbette göz çıkarmaz. Not: Masalın Aslı, bir çocuk kitabı değildir. 12 yaşından küçük çocuğunuza oku(tu)rsanız, büyüdüklerinde boy boy silgi'leriniz olabilir. Uyarmadı demeyin. Rica ederim. silgi @ 2:58:00 AM -
- Sevgili silgi, yalan nedir? - Söyleyenine göre anlamlanan veya anlamsızlaşan sözlerdir. Sizin için anlamlanmaya başlayan bir insanın yalanını yakaladığınızda yüzüne vurup tüm anlamı mı dağıtmak, saklayıp kendinizi mi dağıtmak gerektiği ise feci bir ikilemdir. Fark etmeden en acı vereni seçilir her zaman. - Bu aydınlatıcı açıklamanız için teşekkür ederiz. - Rica ederim, iyi günler. silgi @ 2:01:00 AM -
birinci sınıftayken çiğdem'le bir kağıda yazılar yazmışız. arkasında şarkıcı isimleri, grup isimleri, besteci isimleri. ben beethoven yazmışım, o da mozart yazmış. çiğdem'in yazısı özenliymiş, benimki baştan savma. beyaz kazağı vardı, "annem aldı" demişti, sonra ben ne zaman o beyaz kazağını görsem aklıma çiğdem'in annesi geldi. her gidişimde burada birilerini bıraktığımı düşünüyorum, dönerken hep aynı kişiyi bıraktığımı biliyorum, geriye hep farklı kişi olarak dönüyorum. çiğdem'in adı güzel bence, bi' de öyle kuzenim var. silgi @ 9:10:00 PM -
Biz ailecek Bıçak Sırtı seviyoruz. Ailecek derken, annem bazen uyuyakaldığı için seyredemiyor; abim seyrediyor mu bilmiyorum. Abi, eğer seyrediyorsan lütfen haber ver. Geçenlerde dörtgözle bakıyoruz yine. Ama beraber miydik, yoksa ben ona anlatıyor muydum hatırlamıyorum; adam kadına mektup yazmış. Hani şu İstanbul beyefendisi olan adam, yanlarında çalışan kadına. Bildiğin yirmi beş yıl geçmiş aradan, mektubu yazalı. Düpedüz bir aşk itirafı. Yirmi beş yıl gecikmeli. "Aşkın geci mi olurmuş" dedim içimden bunu yazarken. Orasını karıştırmayalım. Kadın afallamış, nedenini soruyor, "Niçin o zaman vermediniz mektubu" diyor. Adam anlatıyor. Mektubu yazmış, bir taksiye binmiş, taksicinin elinde bir sigara, yanmıyor. "Neden yakmıyorsunuz?" demiş tiryaki olduğunu düşündüğü şoföre. Cevap çok net: "Yakarsam biter." Yakınca bitmeyecek tek şey aşk herhalde. Hayır, aşkın geç'i olmaz bi' de. Geçme, dur. silgi @ 2:46:00 AM -
Durup dururken aklıma alakasız şeyler geliyor ve dakikalarca onların bilmediğim durumlarının, bilmediğim ayrıntıları üzerine kafa yoruyorum. Köfte yapmıştım işte. Haldır huldur. Dirseğime kadar kıymanın, ekmeğin, soğanın içine girerek. Bir yandan heroes açık televizyonda. Mutfakta bulaşık yıkanıyor. Çiğ kıyma, baharatlarla karışınca öyle bir güzel kokuyor ki, kafamı yoğrulmamış köfte dolu leğenin içine daldırıp hepsini yemek istiyorum. Çiğ et yenmez. Yemiyorum tabii. Sol elimle leğeni tutup, sağ elimle vıjjjıt vujjjut diye yoğuruyorum. Bence o an çok önemli bir iş yapıyorum. Yani o kadar önemli ki, o an onu yapmak herkese nasip olmaz. Karabiber, kimyon ve tuz ayarını çok iyi tutturmuşum, biliyorum bunu. Çiğ kıymanın tadına bakamadım ama kokusundan anlıyorum. Biraz geri saralım. Mutfaktayız işte. Bulaşık yıkanıyor hâlâ. Ben de sağ taraftaki dolaba uzanmaya çalışıyorum onun omzunun üzerinden, karabiber alacağım. Orda gülüyoruz mülüyoruz. Zaten bütün hayatımız gülmekle geçiyor. Hayatım. Aldım karabiber şeyini, döktüm leğenin içine. Hapşuu. Hapşuu. Hapşuu. Gülmesene be adam. Gül hadi gül. Biraz daha geri saralım. Sarsak ne olacak ki. Ben her seferinde birtakım yemeklere karabiber döküyorum, her seferinde o birtakım karabiberlerin bir kısmı benim burnuma giriyor. Ben hapşu. Hayır insan biraz az ses çıkarır. Çığlıkla karışık bir ses mi çıkar her defasında. Utanıyorum tabii. Aslında başta çok utanıyordum. Sonra alıştım. İleri saralım. Daha ileri. Selim ileri. Köfteyi yoğurdum artık. Heroes da bitti. Öf smallville de hiç çekilmez şimdi. Köfteyi atalım leğenin içine bütün gücümüzle şimdi. Biiiir, paaat. İkiiii, paaat. Üüüüç, paaat. "Canım sen n'apıyosun ya?" Püf noktalarından haberi yok, haberi. Bir kase su veriyor. Su verenlerin çok olsun genç. İşte sırada en sevdiğim yemek tabirlerinden biri: Köfte şakşaklamak. Parmaklarımı kasedeki suya daldırıyorum, biraz köfte alıyorum, avcumun içine yatırıp basıyorum tokadı. Güüm paat çaat. Acayip eğlenceli ya. Bütün ömrümü bu işe vakfedebileceğimden emin oluyorum o an. Arada belki çiğ köfte yemeye de alışırım. Hayır çiğ köfte derken, çiğköfte değil. Amma çok kıyma almışız ya. 42 tane köfte oldu resmen. Neyse canım altı tane sana, altı tane de bana ayıralım bu öğün için (çüş). Gerisini buzluğa atalım. İleri saralım. Attık işte köfteleri buzluğa. Pişirdiklerimizi de yedik. İleri saralım. Dışarıda bir yağmur bir yağmur. Annem içeride öksürüyor. Benim üstümde 3 gündür pijamalar var. Dün hastaneye giderken çıkardım işte bi', gelince giydim yine. Saçlar rezalet. Kalp güpgüp. O an aklıma üzerlerine streç film sarılmış köfteler geliyor. "Niyet neydi, akıbet ne oldu" diyorum. "Sizi kimler yedi, kimler çiğniyor siziii" diyorum. O an köftelerimi çok özlüyorum. Blue Fairy gelip "Bir dilek hakkın var" dese, "Beni köftelerime götür" diyeceğimden emin oluyorum. Bitmiyor. silgi @ 6:56:00 PM -
Benim çok kitap okuyan ama gerizekâlı gibi şeyler yazan bir arkadaşım var. Gerizekâlı derken, aslında bana çok komik geliyor yazdıkları, şu hayatta söylediklerine en çok güldüğüm beş kişiden biridir herhalde, ama kendisine ciddi ciddi bir şeyler anlatan insanlara, "Sinemaya gidelim mi?" falan gibi sorular sorabilir. Bunların çok kitap okumakla alakası yok aslında. Güzel yazıyor güzeel. Gerçekteen. Bunun bir blogu vardı, ben onu çok okurdum. Çok yazmazdı aslında ama yazdıklarını çok okurdum. Bir gün cin aklıma yazdıklarının yedeğini almak geldi; bir kaç gün sonra çıt çıkarmadan bütün blogu siliverdi. Gerizekâlı işte. Gece yarıları ünlü Türk yazarlarının kapılarını çalıp, "Beni bir yerden hatırlıyor musun?" demek gibi düşünceleri var. Bak yine güldüm. Neyse. Ben aslında bu gece erken uyuyacaktım. Bir ara Gamze'yle gelenekselleşmek üzere olan gece konuşmalarımızı yaparken, ağrıdan dişlerimi sıktığımı ve boncuk boncuk terlediğimi fark ettim. Sonra yattım. Sonra jel ısıtıcım soğudu, kalktım. Bir daha ısıtmaya üşendim. Henüz çıtlatmadığım ikinci jel ısıtıcıya baktım, aklıma Rapunzel geldi, burda olsaydı da saçlarını sevseydim diye düşündüm. Tanımadığı masal kahramanlarına karşı hisler besleyen biri oluşum, ağrımı geçirmedi. Bunun dışında, sevgilim de benim gibi çok zengin olduğu için, geçen gün birer tane last.fm aldık kendimize. Böyle yazınca çok havalı oluyormuş, bir daha yazmak isterim. Ayrıca " silgi @ 2:06:00 AM -
ben: çok güzel şarkıymış. adı ne bunun? ezgi: bilmiyorum. ben: hıı, sözleri nerde yazıyor bunun? ezgi: google'da? silgi @ 5:26:00 PM -
Gugli'ye "sizi özledim silgi hanım" yazarak bloguma ulaşan kişi, bir sonraki aramanızda ismimi de kullanarak "sizi özledim x hanım" yazmanız bana yönelik bir mesaj mıydı, yoksa benimle aynı adı taşıyan başka silgi'ler de mi var bu evrende? Bu konu hakkında yaklaşık üç buçuk dakika düşündüm. Şimdi paralel evrenler hakkında düşüneceğim. Görüşürüz. silgi @ 1:32:00 PM -
Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı Adam bulut gibiydi, hatırladı Adamın ayaklarının altında Yıldızların yıldız olduğu vardı Adam yıldızlara basa basa yürüdü Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı. Cemal Süreya silgi @ 9:38:00 PM -
Geçenlerde Dubrovnik'e gittim. Yol biraz uzundu. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz, on dokuz, yirmi, yirmi bir, yirmi iki, yirmi üç, yirmi dört, yirmi beş, yirmi altı, yirmi yedi, yirmi sekiz, yirmi dokuz, otuz, otuz bir, otuz iki, otuz üç, otuz dört, otuz beş, otuz altı, otuz yedi, otuz sekiz, otuz dokuz, kırk, kırk bir, kırk üç, kırk dört, kırk beş, kırk altı, kırk yedi, kırk sekiz, kırk dokuz, elli taneden bile fazla kilometreler vardı. Bir tanesini inek içince içim rahatladı. Otobüste oynattıkları filmde köpekler kurtuldu. Üzüldüğümü belli edersem eşşeğim. silgi @ 2:39:00 AM -
Ev hanımları birbirine dolma tarifi veriyor: Gamze: koy koy aslinda annem dedi ki havuc da olurmus hem hafif yaparmis ben koymadim havuc yoktu neyse sonra boyle su bardagindan buyuk bir bardaga kola bardagi mesela 3 bardak pirinc yikiycaksin 14 orta dolmaya tam geliyor cunku silgi: tamam Gamze: a yalniz sey var ben yikarken biraz buyuk delikleri olan biyerde yikadim yarisi dokuldu sen 2 bardak koy silgi: hahakjqsdk abi adjksd Gamze: ahahaa dinle dinle silgi: ağzımdan kola fışkırdı silgi @ 1:43:00 AM -
Diziler birikmiş. Açtım hemen utorrent'i, dizdim hepsini sıraya: sen gel, sen gel, sen gel, sen gelme lan ayı. Dört bölüm dizi ortalama 20küsur k ile inerken, kalan bir tanesi 0,5'le geliyor. İşte ben o noktada acayip sinirleniyorum. Canım kardeşim seeder'larına bakıyorum, 40953 tane. Ben kaç tanesinden çekiyorum, 3285 tane. Peki canımbenim 0,5 k nasıl bir iştir lütfen bana biri açıklayabilir mi. Yolda giderken apartmanlar gördüm. Aklımda görüntüsü kalan 10-15 tanesinin içinde yaşadığımı hayal ettim. Her apartman değiştirişimde farklı bir hayatım oldu. Her hayat değiştirişimde farklı bir kalbim oldu. "Her apartman değiştirişimde farklı bir adsl hızım oldu ve 0,5 k'yı hiç görmedim" demek isterdim, lakin olmadı. Sakın içinizden biri çıkıp da şimdi bana bunun açıklamasını falan yapmasın, bütün sinirimi ondan çıkarırım yemin ediyorum. silgi @ 1:15:00 AM -
Bu şehir elbette diğerinden daha sıcak olacak. Birkaç cümle coğrafya bilgimiz, iki satır genelkültürümüz var allaha şükür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Akdeniz bölgesinin bitki örtüsü makidir. Ama anlayamadığım şey, yani eğer bu şehir diğerinden daha sıcaksa, ben neden şimdi daha çok üşüyorum. Cevabı çoktan seçmeli bir soru olarak karşıma çıkardım bunu önce. Sonra baktım cevap çoktaaan seçmeliymiş, bırakallaasen ya dedim. Bırak be dedim. Bırakulan dedim. Ben tadında bırakmaya çok saygı duyarım. Sadece kendi adıma değil yani. Mesela her şeyi tadında bırakabilen insanlar vardır. Yollara yerlere kusacak kadar sarhoş olmadan içki içerler, boyun bacak morartmadan sevişirler, masadan sandalyeden düşmeden efendi efendi gülerler, ana avrat düz gitmeden küfrederler, çekiştirip uzatmadan cümleler kurabilirler. Evet böyle insanlara saygı duyarım. Ben böyle biri olamadığım için mi? Elbette hayır. İstersem ben de tadında bırakan bir insan olurum. Saçlarımı savurup, burnumu havaya kaldırıp, basar giderim. Yeter ki bana imkan verilsin. Yeter ki bu şehir de, diğer şehir gibi ısıtsın beni. Hem ayrıca, beni istediğiniz kadar salak yerine koyabilirsiniz; zaten salak olduğum için bunu anlamam pek kolay olmayacaktır: anlayana kadar. Teşekkür ederim. silgi @ 11:47:00 AM -
Kaleidoscope, silgi ve hiyelkar birlikteliğinin tam tamına iki senesinin dolduğu bu günde, Kızımın Kanı isimli bir türk filmi izleyerek ve pizza siparişi vererek bu yazıyı yazmaktayım. Bir yandan pizza siparişi verip, bir yandan Kinder sürpriz oyuncağı monte edip, bir yandan da BBG'yi kazanan 01 Mustafa'nın hayatında paranın neleri değiştirmiş olabileceğine dair fikir teatilerini sevgili paraşütle yapıyor olmamdan benim ne kadar multitasking biri olduğumu anlayabilirsiniz. Zaten bunu şimdiye kadar anlamamışsanız bu blogu neden okuduğunuzu ben hiç bilemiyorum. Şimdi aslında mantıken bu blogun hayatımda neleri değiştirdiğini falan yazmam gerek ki, bu yazı amacına ulaşsın. Efendim bu blog benim tabii ilk blogum değil. 2002 yılından beri yazdığım zibilyon tane site olmasına rağmen, hiyelkar'ın yeri kalbimde çoğk ayrı. Anonim yorumlara müsaade etmediğim dönemde bana yorum yazabilmek için blog yazarı olan arkadaşlarımı mı sayayım; kalbimin incisi Skörcüğümle, çukulataiçirgeçim Mel'le, düşüşümü yavaşlatan paraşütümle, hızıracilservis Gamze'yle, hergün okumaktan haz aldığım pek çok insanla tanışmamı, eğlenmemi filan sağlamasını sayayım; bir gün ofiste hıyar gibi otururken bana gönderilen 6 masal kitabı ve bir kırmızı kalemi mi sayayım bilemedim. Kısaca, seni seviyoruz Kaleidoscope, hiyelkar, robotik. İyi ki doğdun. Nice yaşlara.silgi @ 1:10:00 PM -
|
|
|
edit: sizin yüzünüzden yasemin birinci olamadı. acımız büyük.
benim acım sizinkinde de büyük; hayatzor.com'a ve Kereviz'e giremiyorum sayfalar açılmıyooooorrr niyee? olmaz ama bu.. yeni yılın son gününde de bu yapılmaz ki!!!!
destek kuvvetlerine haber verildi, en yakın zamanda her şeyi yoluna koyacağız sevgili isimsiz. bu bekleme sürecinde sana acını hafifletecek bir tüyo vereyim: bugün yeni yılın son günü değil, sevgiler.
destek kuvvetleriyle konuştum, her şey yoluna girmiş. teşekkürler.
şükür kavuşturana :)
ne acayip sabahtan beri herşey ters gidiyordu.. hayatzor ve kereviz'e de giremedikçe sanki herşey daha da zorlaşıyordu..
tam herşey yoluna girmeye başladı birde baktım ki sitelerdeki probmlem çözülmüş.. nasıl bişiydir bu yaaa :))
Ama bu da neee hani bugün ki şarkımız ??? :(
isimsiz, ismini yazarsan noel baba sana bir hayatzor, bir de kereviz verecekmiş.
Yorum Gönder