|
Her insanın duvarları vardır. Her duvarın gedikleri vardır. İlişkide dürüstlük, insanların birbirlerine verdiği ve bu gedikleri gösteren haritaların doğruluk derecesiyle orantılıdır. Orantı sabiti 1.7'dir. Spiderman topumuz var. Geçen gün marketten aldık. Bu şehrin havası bir tuhaf. İstanbul'dayken dışarı çıktığımda nefes almak bana huzur verirdi, burada huzur olmayan bir şey veriyor; ne olduğunu henüz anlayamadım. Anayasaya, voleybol oynama konusunda kabiliyetsiz insanların voleybol oynamalarını yasaklayan bir madde koydurmak konusunda çalışmalar yapabilirim her an. Çok üşeniyorum. Annem sürekli "Yavrucum kendinize bir gezi programı yaptınız mı?" diyor. Anne yeminle bir saat sonrasını tahayyül edemiyorum ben. Poroğramlardan falan hiç anlamıyorum. Buranın havası bir tuhaf, o kadar. Saçlarım çok uzadı. Hemen şekle giriyorlar artık. Yıllardır ilk kez bu kadar uzun saçlarım var. Topuz yapabilirim. Ve örebilirim. Hatta inanmazsın; hem örüp, hem topuz yapabilirim. Uyuyan insanları "böööeeeh!" diye bağırarak korkutmaya bayılıyorum ben. En son ne zaman yaptıydık, sene '91. 1991 yılında doğan birini tanıyorum. Konuşabiliyor. 1991 yılında doğsaydım herhalde çok şaşırırdım. Hep havalardan. Duvarlara işemeyiniz. silgi @ 7:22:00 PM -
Elbette hiçbir şey göründüğü gibi değildir. silgi @ 9:37:00 PM -
![]() paraşüt: demek öyle. peki. yollarımız burda ayrılıyor o zaman. buraya kadarmış silgi: tamam ben soldan gideceğim paraşüt: ben soldayım zaten. sağdan git silgi: yana kay o zaman. önce ben dedim paraşüt: önce dedin ama ben ordayım zaten. öbür tarafa git silgi: iyi ya iyi *** Sıradaki şarkımız isteyen herkese geliyor. Buyrun buradan yakın. silgi @ 2:46:00 PM -
Başlarken bir rüya gibidir. Bütün üst dudağımı kaplayan kocaman bir uçuğum, uçuğum geçsin diye alınan bir Vectavir'im, dudağımın üstünde yabancı bir madde olmasından rahatsızlık duyan bünyemi sakinleştirmek için Vectavir'i sürekli yalayan bir dilim, dilim her dokunduğunda acıyan bir ağzım, ağzımı her açtığımda çıkmaması için kendimi zorladığım sözcüklerim, sözcüklerine kurban olduğum şarkılarım, şarkılarımı ona gönderebilmemi sağlayan bir bilgisayarım, bilgisayarımın çalışmasını sağlayan altılı bir prizim, sürekli prizin üstüne bastığım halde bunu hissetmeme engel olan yıldızlı terliklerim, bugün terliğimi giymeyi unutup evin içinde koştururken serçe parmağını komodinin köşesine vurduğum sızlayan bir ayağım, ayaklarımın gitmek istediği tek bir yer, o yere giderken yanımda götüreceklerimi saklayan dopdolu bir bavulum, gözüm bavula her takıldığında kapısını hızlıca ittirerek kendisinden kaçmak istediğim bir odam, odamın halısının üstünde yatan ölü balıklarım ve balıkları görmeyen gözlerim var. Zaman her şeyi çürütür. silgi @ 6:24:00 PM -
Ritsa hanımla taksiye binilir. Ritsa hanım evine bırakılır. Taksiciye evin yolu tarif edilir. "Ben kapıdan girene kadar arkamdan bakar mısınız?" denir. Taksiden inilir. Apartmanın kapısının önüne gelinir. Anahtar çıkarılır. Kilide sokmaya çalışılır. Anahtar girmez. Bir kere de tersinden denenir. Yine girmez. "Herhalde anahtarları karıştırdım" diye düşünülerek anahtarlık iyice göze yaklaştırılır. Küçük anahtarlardan diğeri denenir. Anahtar girmez. Bir kere de tersinden denenir. Yine girmez. Birden akıl başa gelir. Hiçbir şey yokmuş gibi taksiye dönülür. "Hay allah, yanlış anahtarlığı almışım yanıma, en iyisi siz beni arkadaşıma bırakın" denir. Taksiciye yol tarif edilir. Evin önünde inilir. Anahtar kilide sokulur. Kapı açılır. Taksiciye "Sağol kardeş" anlamına gelen el işareti yapılır. Apartmana girilir. Asansör çağırılır. Asansörle yukarı çıkarken yıllardır içinde yaşadığı bina yerine, beş sene evvel taşındığı evinin önüne gidip sokak kapısını açmaya çalışan avanakla göz göze gelinir. "Teallam" denir. Bünyede alkol olmadığı hatırlanır. "Teaaalllaaam!" denir. Asansörden inilir. Eve girilir. silgi @ 2:52:00 AM -
Hava pırıl pırıldır, güneşlidir, sıcaktır, gökyüzü masmavidir. Denize girersin, su şerbet gibidir; hepsini içmek istersin. Denizin dibini görüyorsundur, yerler kumdur, etraf kalabalık da değildir. Yüzmeye başlarsın. Yüzersin, yüzersin, yüzersin, yüzersin, yüzerken bir şeyler düşünürsün, yüzersin, arada kafanı kaldırıp güneşe bakarsın, yüzersin, hâlâ dibi görünen denize dalarsın, yüzersin, yüzersin, yüzersin. Sonra yorulursun ve durursun. Daha önünde bir sürü deniz vardır, tepende bir sürü gökyüzü, çok çok çok yüzebilirsin aslında daha, yani istersin, ama yorulmuşsundur işte. O artık yüzebileceğin son noktadır. Geri dönmek için hamle edersin; şöyle bir arkana dönersin. Arkana bir dönersin ki, aman yarabbi. Sahil iki kilometre uzaktadır. Bir an kendinle gurur duyarsın, "helal be, amma çok yüzmüşüm" dersin. Sonra birden iki kilometrenin gerçekten çok uzak olduğunu, artık kollarında ve bacaklarında güç kalmadığını, resmen açık denize gelmiş olduğunu, burada bağırsan, yırtınsan, ölsen, kimsenin ruhunun duymayacağını fark edersin. Paranoyalar başlar; "Ananı, ya köpekbalığı varsa, tenim de beyaz zaten, güzel bir balık gibi görünüyorumdur kesin şu an, hemen hızlı hızlı yüzmem lazım. Ulan köpekbalıkları hızlı hareket eden objelere geliyormuş asıl, allah kahretsin ya. Karpuz! Köpekbalığı saldırısına uğrayan insanlar hep bir karpuz kokusu aldıklarından bahsederler saldırıdan önce. Resmen karpuz kokuyor burası ya. Kesin öleceğim ya, kesin öleceğim, kıyıya varmam lazım bir an önce." Böyle debelene debelene varırsın sahile. Denizden çıkarken bütün bu korkuları, endişeleri sen taşımamışsın gibi cool bir şekilde yürürsün. Havlunu alıp saçlarını kurularken kendi kendine yemin edersin bir daha böyle uzaklara gitmeyeceğine dair. Kalbinin o hızlı atışı geçer bir süre sonra. Saçların kurur. Kumların üzerinde uzanmış, kitap filan okuyorsundur işte. Bir süre daha geçer. Güneş terletir. Deniz harika görünüyordur. Güneş yakar. Deniz harika görünüyordur. Güneş kavurur. Deniz harika görünüyordur. Hiç düşünmeden havlundan kalkarsın, aynı cool'lukla denize yürürsün. Kendini suya atarsın. Su şerbet gibidir; hepsini içmek istersin. silgi @ 5:50:00 PM -
Kendi içimde inandığım bazı doğrular ve gerçekler var. İnsanlar donlarını çıkarıp kafalarına geçirseler de bunlar asla değişmez. Mesela; 1) 1979 doğumlu olan herkes 25 yaşındadır. İlkokuldayken 1979 doğumlu birine karşı beslediğim yoğun duygular, benim minyon yapım nedeniyle ondan beş yaş küçük gözükmem hasebiyle -halbüse aramızda yalnızca üç yaş fark varken- karşılıksız kalmıştı. O zamandan beri hep 1979 doğumlu olmayı diledim. Bu durum 16 yaşına geldiğimde, 25 yaşında olan birine karşı mideçömelten bir duygu fırtınası yaşamaya başladığım döneme kadar devam etti. O günlerden beri de hep 25 yaşında olmak istemişimdir. Sonuçta unutulan yalan aşklardan elimizde kalan iki done; benim 1979 doğumlu ve 25 yaşında olmayı çok istemiş olmamdır. İki iki daha dördeder. 1979 doğumlu olan herkes 25 yaşındadır. 2) Portakalrengi diye bir rengi kabul etmem mümkün değildir. Lütfen bu duruma mantıklı bakalım. Portakallar portakalrengi değil de kahverengi olsaydı, o zaman kahveye portakal mı diyecektik. Bu konuları düşünmeye başladığımda akıl sağlığımı şahane bir şekilde koruyabilmemin tek sebebi şeydir. İki iki daha dördeder. Portakalrengi diye bir rengolamaz. 3) Kekler, sokak keki ve ev keki olarak ikiye ayrılır. Pastane keki diye bir şey yoktur arkadaşlar. "Mmmhh aynı annemin keki gibi yeaa" cümlesiyle onore edilen bir kek, asla ev keki değildir, kesinlikle sokaktan alınmıştır. Teyzelerin kekleri anne keki yarısı değildir; anne kekleri daha yağsız ve daha güzel kokulu olur. Bizim evde pişmeyen bütün kekler sokak kekidir. Sokaktan biri gelip bizim evde kek pişirmeye kalkarsa aklım karışır. Sokaktan gelen insan, git buradan. Sokak kekleri ve ev keklerinin dışında; sokak kızları ve ev kızları vardır. Anne kızı ile anne kuzusu başka şeylerdir. İki iki daha dördeder. Dankek, ev keki olamaz. 4) Böğürtlen, bir meyve değildir. Bu konuda açıklama yapmaya bile gerek görmüyorsam, iki iki daha dördeder: Böğürtlen, bir meyve değildir. Donunu çıkarıp kafasına geçiren bir insanla, benim hiç işim olmaz. B u d a b ö y l e b i l i n e . silgi @ 11:48:00 AM -
Kırmızı halılarda yürüyormuş gibi yapabilirim. Ananas suyunun faydalarından dakikalarca bahsedebilirim. Bir anda her şeyi toplayıp, beklemediğiniz bir anda hepsini dağıtabilirim. Tüm saatleri aynı saniyede sabitleyebilirim. On iki basamaklı sayıları hiç uğraşmadan ezberleyebilirim. Yıllardır görmediğim birini anında tanıyabilirim. Bir sabah Van Gogh olarak uyanabilirim. Elması bile parçalayabilirim. Nefesimi uzun süre tutabilirim. Radika yiyip, kirpiklerimi Belgin Doruk gibi kırpıştırmadan durabilirim. Gülmeden yaşayabilirim. Bacağımı boynuma takabilirim. Sayısal'dan sekiz milyon kazanabilirim. Sevdiğiniz tüm renkleri boyayabilirim. Portakalı soyup, bir yalan uydurabilirim. Siz hiçbir şey anlamadan buralardan gidebilirim. silgi @ 7:44:00 PM -
Ben yazı tura severim. Sevmeyi de bırak, ben yazı turaya resmen inanırım. Yazı tura bence bambaşka bir şeydir. Oyun olarak da oynanır. Karar vermek için de kendimden çok ona güvenirim bazen. Ben ne zaman yazı tura atsam, tura gelir. Ne zaman birine kendim için yazı tura attırsam, yazı gelir. Bu hiç değişmez. Geçenlerde yine oynadım. Yine kazandım. Yine olsa yine oynarım, yine yazı derim. Bunlar dışında, bir adet ekmek yapma makinesi istiyorum. Bana hediye olarak almak isterseniz çok mutlu olurum. Kuzulu terliğim var.silgi @ 1:07:00 AM -
|
|
|
sen nerelerdesin kuzum?
srubfcue
anayasada yazak içeren bir hüküm hakkaten enteresan olurdu silgiciğim.anayasa daha çok hak, özgürlükler ve ödevler üzerinde çerçeve niteliğindedir. :) istersen ceza kanunu sana yardımcı olsun, hatta bir müeyyideye de bağlarsan işin sağlama biner. fatura adrese gönderilecekktir. :)
pydqdb ( piyade qdibi)
Ay bu erdemo da avukat gibi konuşuyo, sanki hukuk okumuş da...
Yavrusu o şehrin havasındaki huzursuz tuhaf şey var ya, hah işte o, özlem gülüm. Farkına varamadığın özlem. Şehrini özledin, arkadaşlarını özledin,annikusun sevgi dolu dırdırını özledin.
Saçlarını hem örüp hem topuz yapıcan ya, kalanını da beline dola,kemer olsun.
yanlış bence insanları böyle uyandırmak. kızarım yani ben
annikus seni yememe ramak kaldı kendine dikkat etmelisin. yakın bi zamanda sizin eve uğrayıp seni ham yapabilirim. seviyorum seni. :)
czerzkr
Yorum Gönder