29 Haziran, 2007


Ben bugün mezun oluyorum. Bunun benim için çok büyük ve önemli anlamları var; yıllarca okuldan nefret ettim ben, anadolu lisesi sınavlarında 96 net yaparak birinci tercihime girerken de, öss'ye zerre kadar çalışmadığım halde sadece 3 tercih yapma ukalalığını gösterirken de okul hayatından nefret ediyordum. Üniversiteye girdim, ilk iki yıl her şey yolundaydı. Sonra olmadı. Aşklar, karmakarışık hisler, izlenen filmler, gidilen oyunlar, okunan kitaplar, içilen içkiler, ayrılmalar, kırılmalar, dargınlıklar, kendini eve kapatmalar derken, okul hayatım tepetaklak oldu. Bu dönemin başında ilk dönemden kalanlarla beraber toplam 17 dersim ve teslim etmem gereken bir bitirme tezim vardı. Bu kadar dersim olduğunu elbette anneme söyleyememiştim. Anneden bir şeyler gizleme stresi, bu kadar dersi vermenin stresi, geçen yıl verilen tez önerisine sadık kalarak adamakıllı bir tez sunabilme önerisi derken, 1.5 ay öncesine kadar benim mezun olmaya dair hiçbir umudum kalmamıştı. Annemle nasıl konuşsam, yoksa konuşmayıp direkt camdan mı atlasam gibi şeyler düşünürken, sevgilim beni elimden tuttu, "başaracaksın, biliyorum" dedi, önüme notlarımı koydu, saçlarımı okşadı, her bunaldığımda benimle bir bebekle ilgilenir gibi ilgilendi ve ben,
bugün,
mezun,
oluyorum.

Okuldaki kediler ve çaycılar bile artık beni "17 ders fatihi" olarak tanıyorlar, ha bi' de anneme de itiraf ettim 1 ay önce, onun iyi niyet temennilerini üstümde taşımadan zaten hiçbir şey yapamayacağımı fark etmiştim neyse ki.

Birkaç gün uğramayacağım ben buralara, siz de uğramayın boşuna. Unutmadan; çocuğumu okula göndereceğim tamam, ama istemezse baskı yapmayacağım diplomaaa diye; onlar etti ben etmeyeceğim. Başbaş :)

silgi @ 2:33:00 AM -



silgi: dur deneme yapacağız

zez: ney?

silgi: süre tut
başla

zez: hup!

silgi: nefes değil, süre

zez: hooooh
baştan desene be
boğuliyodum

(Çok zeki, çook.)

silgi @ 12:37:00 AM -


27 Haziran, 2007


"I love you, in a really, really big pretend to like your taste in music, let you eat the last piece of cheesecake, hold a radio over my head outside your window, unfortunate way that makes me hate you, love you.
So pick me,
choose me,
love me. "

silgi @ 11:10:00 PM -


26 Haziran, 2007


- Hocam merhaba ben bilmemnebilmemne sınavı olacaktım da gelmediniz sınıfa, unuttunuz sanırım beni?
- Aa, tamam dur soru hazırlayayım hemen. Neleri çalıştın bakayım sen, ona göre sorayım.
- Yani hocam x'i, y'yi, z'yi biliyorum, ama a'yı az biliyorum.
- Hmm, tamam, sen git bölüm odasına, ben gönderirim soruları.

Sınav kağıdı gelir. Sorular "a" bölümünden ibarettir. Bu sıcakta kafadan aşağı dökülen kaynar sular, saçları artiz bir şekilde sallamayla savuşturulur, hocaya sağlamından iki küfür çakılır, sınav verilir.

Çocuğumu okutmayacağım demiştim ben, di mi.

silgi @ 8:12:00 PM -


25 Haziran, 2007


Google'dan söz ederken neden sürekli Gugli Amca dediğimizi anlattıktan sonra, bari bir de Gizem Özdilli'nin engin Türkçe'sinden ne şekilde yararlandığımızı anlatayım. Sene 2001 olmalı, 4 kişi oturmuş çekirdek çitleyerek zapping yaparken, o dönem artık hangi magazin programıysa o hatırlamıyorum ama muhtemelen Televole filandır, denk geldik biz bir habere. Gizem Özdilli'yle röportaj yapılıyor, abla sevgilisinden yeni ayrılmış, canlı yayınlarda geçirdiği ağlama krizleri gösteriliyor ekranın yarısında, diğer yarıda da sorular soruluyor.

- Gizem Hanım son zamanlarda ağlarken çok fazla görüyoruz sizi, neden acaba?
- Ay sorma yaa, ruhayılıtim çok bozuk bu günlerdee

Işıl: Ne dedi ya, nesi bozukmuş algılayamadım ben?
Ben: Çok üzgünüm ama, sanırım "halet-i ruhiye" demek istedi.
Mert: Abi lütfen bu olaydan en az bi' 5 yıl bahsetmeyelim, kendimi toparlayabileceğimi sanmıyorum.

Aramızda sürekli kullandığımız bu sözcüğü sizinle paylaşacağım gün geldi sonunda, çok mesudum, hayırlı olsun hepimize.

silgi @ 1:14:00 AM -



Bundan bir kaç sene evvel Ferhat Güzel isimli türkücü Ünlüler Çiftliği diye bir yarışmaya katılmıştı. Öncesinde kendisini tanımaz etmezdim, lakin yarışma içinde öyle bir açıklama yaptı ki canımbenim, herhalde ömrümün sonuna dek unutamam ismini.

Hilal Cebeci ile samanlıkta inek sağıyordu bunlar, o arada da Ferhat ağbimiz, Hilal'i bir punduna getirip samanlık fantezisi yapmak istiyor anladığımız kadarıyla. Bu arada Hilal Cebeci uzaktan bakınca hakiki bir gerizekâlı gibi görünse de, ben kendisiyle tanıştım, hiç öyle düşündüğüm gibi biri değildi, neyse. Şimdi Ferhat ağbi Hilal'i tavlayacak ya, başladı kendisinden bahsetmeye. "Vay efendim işte benim kasetim şukkadar satiyor, aman efendim benim şukkadar hayranım var" bilmemne bilmemne bir şeyler dedi, baktı Hilal'de tık yok, "Yaauuv inanmıyorsan sana bir ıspat söylüyorum şindi. Gugli'ye Ferhat Güzel yaz, ister Ferhaaat, ister Güzel yaz, bak bir milyon tane sayfa çıkıyor benim adıma açılmış!" demez mi. Canım benim, saf mısıın, salak mısıın, çok mu çakalsın bilemedik ki biz o an. Arama sonuçlarını görünce gerçekten bütün sayfaların kendi adına açılmış olduğunu mu düşündü, yoksa Hilal nasılsa karı kısmıdır, Gugli'den ne anlar diye mi düşündü de yutturmaya çalıştı, işte orası hâlâ bir muamma. Lakin kendisi sağolsun, bizim sözlüğümüze Gugli Amca kalıbını kattığı o günü hiiç unutmayacağız, yanaklarından öperiz.

silgi @ 12:50:00 AM -


24 Haziran, 2007


Bol stresli son sınav günleri arefesinde, Wittgenstein'ı Witgectaın olarak kayıtlara geçirmiş bir arkadaşımızın ders notlarından özet çıkarmaya çalışırken cinnet geçirip, Ezgi'yi "Sen oku ben temize çekeyim" cümlesiyle eve getirdikten yarım saat sonra şöyle bir diyalog geçiverdi aramızda:

Ben: Tamam yazdım, sonra?

Ezgi: "Çünkü insanlık tarihinin erkek değerleriyle tanımlandığı eleştirisi vardır."
Aaa aa, abi ben de aynen böyle düşünüyorum. Ben sana bu fikrimden bahsetmiş miydim?

Ben (şaşkınlık içinde): Ezgicim sen bunun senin düşüncen olduğunu mu zannediyorsun? Feminizmin özü bu zaten, herkes aynı şeyi söylüyor?

Ezgi: Hayır ama bi' dakka, ben sana bu düşüncemi anlattım mı hiç?

Ben: Bahsetmedin ama 5 tane sınava girdim feminizmle ilgili, hepsinde aynı şey var, lütfen bahsetme, kusucam artık.

Ezgi: Ya bi' kere de benden dinle ne olacak yani, belki ben farklı bir şey söylüyorumdur: belki EZGİİZM(?!) vardır!!

Ben: Hahaha oeah bunu yazmazsam ölürüm.

silgi @ 9:03:00 PM -


22 Haziran, 2007





Neredeyse üç aylık olacak minik yeğenim, annesi, babası, halası ve eniştesi kopkoyu Beşiktaş'lıyken nasıl Fener formalarına büründü hiç anlamadım, ama baksanıza ne tatlı ya. Huf yerim.

silgi @ 1:38:00 PM -



Bugünün kuzey yarıküredeki en uzun gündüz olması dolayısıyla öğlenden itibaren bende bi' kurtlanmalar başladı. Sevdicek iş seyahatlerinde olduğu için ona ulaşılamayacaktı, komşu'anım ortalarda yoktu, ben de bari Erdem'i kandırayım dedim. Ben onu kandıramayınca o beni kandırmaya çalıştı, ama yemedim tabii ki. Neticede akşam dokuz buçuk sularında güneş yörüngelerimizden ayrıldıktan ve en uzun gündüzü uğurladıktan sonra kendimizi Old English Pub'a atıverdik. Benim nacizane amacım Erdem'le Ozan'ı birbirine düşürüp karşılarında kakara kikiri gülmekti, ancak sırayla üçümüzü de onar dakikalığına vuran negatiflik dalgası önce benim Erdem'e çemkirmeme, ardından da Ozan'ın beni iteklemesine sebebiyet verdi. Konuşurken karşılıklı "hahahah bunu yazayım da sen gör gününü" tehditlerimizin elbette boşa çıkacağını -çıkması gerektiğini- biliyorduk. Neticede Ozan cüzdanını kaybetti (hep aynı numara), arabaya cüzdanı aramaya gittiğinde de ayakkabısının tabanını kaybetti ve ben gece boyunca hedeflediğim kahkahkah gülme gayeme erişmiş oldum. Lise yıllarımızda kalmış arkadaşlarımızın vızır vızır aşağıdan geçeceklerinin tutması ve bizim de kendileri hakkındaki "oha o da bi' şey mi, asıl sen şunu biliyor musun" şeklindeki bikbiklerimiz, benim Ozan'ı bir şarkıcıya, Erdem'in de beni bir diva(!)ya benzetmesiyle kesilmiş olsa da, bal gibi şeker gibi bir gece geçirdim. Son sınavlar öncesi moral depoladım, artık şu kalan 1 haftada eşşekler gibi çalışıp haftaya cuma bir ooh çekeceğim. Isırganlı ballı sütümü içip yatayım, hadi bakalım.

silgi @ 1:25:00 AM -


21 Haziran, 2007


Rüyamda Erdem'in ofisine gittim, ice tea içtik, tavla oynadık. Çıkınca Nişantaşı'nda boş boş dolaşırken konsolosluk binaları gibi bir bina gördüm, içeri girdim, çalışan kişinin yanına gittim, "ya eheh. ben ismime isim ekletmek istiyorum" dedim. Adının Kirkor Justinyan olduğunu daha sonra öğrendiğim adam hemen içeri gitti, işlemleri hazırlamaya başladı. Bu arada ben durmadan düşünüyordum; "of şimdi nüfus kağıdımın değişmesi gerekecek mi, allaam bir sürü gereksiz evrak çıkacak 5 harflik bir isim eklettim diye, annem de bir ton dırdır edecek kesin, sevgilim alışabilecek mi acaba, aman canım alışılmayacak nesi varmış ki, ismim değişmeyecek zaten; Nehir Silgi olacak yalnızca, Nehir'i de beğenmezse kullanmaz olur biter. Bu arada ya 30 bin liraya filan değiştiriyorlarsa ismi, ben böyle hıyar gibi atladım ama, ismi değiştirip parayı veremezsek tam rezalet olur üff." Nihayetinde Kirkor amcanın içeriden çıkması ve bana yeni ismimi vermesiyle bütün bu sorular silindi kafamdan, isim değiştirmenin de yalnızca 6.5 lira olduğunu öğrenip şaşırdım, sevindim, kafama üşüşecek yeni bir öbek sorudan da ani bir manevrayla kurtuluverdim. Çıkınca Erdem aradı,

- Silgi silgi saatin kaç? Ehm, yani merhaba napıyosun?
- Oolum ne yaptığıma inanamayacaksın hahaha
- Yarım saatte ne yapmış olabilirsin ki ya, buradan çıkarken hiç de öyle bir şey yapacakmış gibi durmuyordun?
- Artık iki tane ismim var benim
- Haa, amaan ben de bir şey sandım. Biz bizim ortakla haftada bir gidip isim değiştiriyoruz kızım Kirkor amcada, altıbuçuk lirayı bastırıyoruz, sonra bütün hafta eğleniyoruz hehe
- ???

"Allahım bu ne saçma şey yahu" derken uyanıvermişim işte. Hayat ne tuhaf, rüyalar falan.

silgi @ 4:33:00 PM -


20 Haziran, 2007


pır pır pır pır pır pır pır.
sekiz. 8.
<3

silgi @ 10:50:00 PM -


19 Haziran, 2007


Az önce beyin sulanması geçiren bünyem, google yazarken parmaksal konumlanma hataları yapıverince, kazara şu siteye girdim. Karşıma çıkan yaratığı görünce iki üç saniye filan vücudumdaki kan akışı durmuştur herhalde, allah kahretmesin. "Aaay silgi niye öyle diyossuan, chok shirinmisshh" gibi yorumlar yapanı tek ayak üstünde 3 gün bekletirim, teşekkürler.

silgi @ 7:17:00 PM -


18 Haziran, 2007


Yıllar önce bir ortamda eski sevgililer muhabbeti geçerken, "Sevgilinin eskisi yenisi mi olurmuş; kaşar mı bu bre. Sevgiliyse sevgilidir." demişti gakgak. Aklıma geldi şimdi.

silgi @ 11:48:00 PM -



zez: soğuk terler içindeyim
bittim ben

silgi: n'oluyor be

zez: yarına işi yetiştirmem gerekiyor
bu sefer kesin hem de
aldığımız direksiyonu cuma yollasalar, ne güzel atacaktım sıkıntımı

silgi: yarın misler gibi atacaksın işte

zez: yarın çok geç
herkes beni bekliyor
ben bütün gün kahve ve sigara içmekten başka bir bok yapamıyorum
zamanı verimli kullanma kursu almam gerek benim
1 günlük işi 2 haftada yapamadım

silgi: tamam o konuda çalışacağız
kitap falan alırız gerekirse
sen şimdilik işine odaklanmaya çalış
ben de uyumam istersen, sıkıldıkça bir şeyler anlatırım sana

zez: odaklanamıyorum, acaba kargo yarın sabah kaçta gelecek diye düşünebiliyorum sadece

silgi: 11'de gelecek

***

zez: oluyor evet, çalışabiliyorum biraz
kaptıracağım ben sanırım

silgi: çalışabileceksin elbette

zez: kargo kaçta gelir acaba

silgi: hksajdfhsk
allah kahretmesin, kahve burnumdan çıktı

zez: kahve evet, kahve yapayım ben

***

zez: ben, neyse

silgi: söyle söyle

zez: acaba masaya monte ediliyor mudur yoksa vantuzlu mudur

silgi: hahahaha tövbeee
olum çalışsana lan!

zez: vantuzluysa kırarım kesin
çok agresif kullanırım ben arabayı

silgi: şş agresyon yapma bana

zez: alonso malonso geçer filan hele kazayla
eyvah eyvah

silgi: hayatım, canım, ÇALIŞSANA LAN

zez: evet di mi

silgi: hele şükür

zez: 20 mekik 30 şınav iyidir

silgi: nereloloyor ya

zez: delirdim
yangın tüpü bulun bana

***

silgi: ay gözlerim kapanıyor
ben yatayım canım

zez: kitap okuyacağım, resim yapacağım filan der insan
gözleri kapanıyormuş, yatacakmış

silgi: sen yarın pistlerde fink atarken ben bourdieu ezberleyeceğim ama, naber

zez: onda ne var be, patlıcan rengi işte

silgi: allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsınbye

silgi @ 3:37:00 AM -


16 Haziran, 2007


Bazen şu blogu formatlı mormatlı efendi bir şey haline dönüştürsem mi diye düşünüyorum. Mesela ben süper yemek yaparım, hatta çevremdeki insanların pek çoğuna yemek yapmayı ben öğretmişimdir. Peki o zaman neden Kaleidoscope bir yemek blogu olmasın? Ya da örneğin çok güzel müzikler dinliyorum, yeni çıkan albümleri takip ediyorum, arka arkaya 10 kere kusmadan dinleyebiliyorum. O halde bu blogu neden bir albüm tanıtımı blogu haline çevirmeyeyim? Playstation da, wii de alamadık ne yazık ki, fps oyunlarını oynarken de midem bulanıyor ve başım dönüyor, o yüzden maalesef bir oyun blogu yazamayacağım. Ama çok entelim, haftada 25 kitap okurum, acaba kitap incelemeleri mi yazsam, şöyle entel edebiyat blogu olsam diyorum. Böyle abuk subuk yaz yaz yaz, nereye kadar yani. Bi' Erdem, bi' de Skör okuyor zaten düzenli olarak, onlarla da buluştuğumda saçmalarım olur biter. Velhasıl kafam karışık biraz. Tası tarağı toplayıp gidersem arkamdan su dökün.

silgi @ 11:08:00 PM -



Çocuğuma değil yüksek lisans, doktora filan yaptırmak; üniversite bile okutmayacağım, and içtim.

Manik davranışlar seziyorum kendimde 1-2 aydır. İşten ayrıldığımdan beri kendimi saçma sapan bir boşlukta hissedişim mi bunu tetikliyor, yoksa akademisyenlikle alakam olmadığı halde bu yaşta hâlâ okuyor oluşum mu beni yavaş yavaş delirtiyor, bilmiyorum. Az evvel üniversite birinci sınıftan beri birikmiş olan, artık dolaplara, çekmecelere sığmayan ders notlarını, makaleleri filan eleme-ayırma işine koyuldum (otur ders çalış desek "valla enerjim yok" dersin ama di mi, tembel teneke seni). Yarabbim ne acılar çekmişim ben! Gözlerime inanamadım. Bu arada araya karışmış eski sevgili notlarına rastladım, dur bakayım, üniversite bir, ohoov tam yedi sene önce. Böyle salak duygusal sözcükler filan, kendi kendime güldüm biraz, biraz da üzüldüm sanırım kendimi bu kadar yaşlı hissettiğim için şu an. O zamanki enerjimi, minicik şeylerden mutluluk çıldırışları yaşamalarımı düşündüm, çocuğumu sever gibi sevdim kendimi.

Hah, çocuk demiştim di mi. Okutmayacağım kardeşim, git evlâdım sanatla uğraş, artiz ol, Noorliıns'taki jazz barlarda kendini göster diyeceğim, okul da neymiş, möh.

silgi @ 9:48:00 PM -



Sabah on buçukta uyandım, yatakta bir saat döndüm, "dahaerkendahaerkendahaerken" diyerek kendimi kandırmaya çalıştım, başaramadım. Sürünerek bilgisayarın başına geçtim, midem çok bulandı, biraz yattım. Kalktım bilgisayarın başına geçtim, başım döndü, gittim yattım. Annem geldi, "yavrum iyi misin" dedi. "İyiyiim, iyiyiim, iyiyim işte öf" diye tersledim 17 yaşındaki bunalım genç kızlar gibi. Sonra anladım ki bugün iyi değilmişim. Soulseek açtım, bir sürü yeni albüm indirdim, film torrentlerine baktım, eğlencelik bir şeyler bulamadım. Soulseek'te kendisinden şarkı indirdiğim İtalyan'a "wooow, great songs, thank you!" dedim sanki adam/kadın şarkıları kendisi yapmış gibi. Yine sıkıntımı geçiremedim tabii. Annemi aradım, "anne naber odama gelsene" dedim. "İyice delirdin sonunda" dedi annem odama gelince. Biraz daha yattım, "oha saat 3,5 olmuş" dedim saati görünce, aslında 3:25'ti ama biraz abartmak hoşuma gitti. Kapımı açtım, "anneee, anne ya, kek yapsana anne" dedim. "Neli olsun?" dedi annem, hayatımda ilk defa kek yapmasını istediğim halde bu duruma zerrece şaşırmadan, "ne bileyim ben, anne keki olsun işte" dedim. Şimdi biraz daha yatacağım. Sıkılınca da kalkıp camdan aşağı tükürürüm herhalde, yere düşene kadar kurur zaten.

silgi @ 3:45:00 PM -


15 Haziran, 2007


Hande Yener'in gelişimini hayret ve beğeniyle takip etmekteyiz. Normalde müzik konusunda dünyanın en müşkülpesent insanları olup ona buna burun kıvırdığımız halde, Nasıl Delirdim albümünü geçenlerde arka arkaya 2.5 kere dinledik. Önce Romeo'yu Romiyo diye okumasıyla biraz eğlensek de, sonra alıştık, pek sevdik, bağrımıza bastık. Tuğçe San'ı da ben çok beğenirdim böyle, o zaman kızcağızın kıymeti bilinmedi, bari Hande'ninkini bilin; en azından, bir eller havaya duayeniyken tahtı terk edip kendini elektronik müziğin kollarına bırakıvermesini takdir edin, bence.

silgi @ 11:25:00 PM -


14 Haziran, 2007


Formula manyağı beyimiz Logitech'in 650 liralık direksiyonu için bütçe ayıramayınca, biz de dün geçici bir süre kullanabilmemiz için ucuz yollu direksiyon arayışına girdik. Bir tanesini beğenip sipariş vermeden önce aşağıda fotoğrafını gördüğünüz direksiyon ve şahane yorumla karşılaştık. Yaklaşık 15 saattir, direksiyonu böyle alternatif bir amaç için kullanmak daha evvel aklımıza gelmediği için kendimizi paralıyoruz.



silgi @ 1:57:00 PM -


12 Haziran, 2007


Geçen gün, insanları sarılma şekillerine göre değerlendirmelere tabi tuttuğumu fark ettim. Kısa bir şekilde önce sağ, sonra sol omuzları birbirine değdirerek, bir yandan da çabuk bir el hareketiyle sırt döverek sarılan insanların sıcak, kırsal kökenli, ince sesli ve çabuk konuşan kişiler olduğunu düşünüyorum. Göğüsler birbirine yapışacak şekilde kişiyi sıkı bir sarılmaya gark eden ve bu sarılma işini en fazla 1.5 saniye ile sınırlayan kişilerin samimi, sınır kişilik bozukluğu eğilimli, hızlı karar verme yeteneğine sahip insanlar olduğu konusunda da kendimle hemfikir oldum. Sarılırken tek ayağını havaya kaldıran kişi ya çok fazla Amerikan filmi izleyen bir kadın, ya da bir gay'dir. Sarılacağı kişi kendinden uzunsa parmak uçlarında yükselip, iki elini de karşıdaki kişinin omuzlarından sarkıtarak arkasında X şeklinde kavuşturan ve sarılma olayını ne gevşek ne de boğucu sıkılıkta; ne uzun ne kısa sürede devam ettiren kişiler zeki, komik, güzel, bülbül sesli, inatçı, biraz domuz, vefalı, düşünceli falan, kısaca harika silgilerdir. Bir sonraki yazımızda öpme şekillerini inceleyeceğiz.

silgi @ 11:18:00 PM -



Uzuun zamandır ilk kez eve gelip anne yemeği yedim. Sevgili klavyem Nazlı (kendisi bazen tuşlara basmayı ısrarla reddetmekte, bazen de çift basmaktadır), farem Fikri ve monitörüm Filip ile kucaklaştım. Takip ettiğim blogların birikmiş postlarını okudum. Üstüme acayip bir yorgunluk çöktü, günlerdir kendimi oradan oraya atıp uykusuzluk ve açlıktan bayılttığım için sanırım. Yarın yine zor bir gün olacak, 29 haziran'a kadar böyle zor 4 gün daha olacak, sonra her şey müspet giderse vur patlasın, çal oynasın yapacağız. Sonra günde 12 saatlik uyumalar, sevgiliyi tembelliğe teşvik etmek için planlar, doğum günü hediyelerinin paketlerini açmaklar, Kaş tatili, İzmir tatili, Rusya tatili, oh. Bunları iç rahatlığıyla yapabilmek için şimdi kısa kesip çalışmaya gitmeliyim. Her şey yoluna girince eski performansımla huzurlarınızda olacağım. Bana şans dileyin.

silgi @ 3:51:00 PM -