26 Şubat, 2007


Ekmeğin kıtır ucunu, otobüsün cam kenarındaki yerimi, son sigaramı seve seve vereceğim canım kardeşim Erdem, evet merhaba ben bir eşşeğim, lütfen beni affet. Hediyen ve çok güzel bir şişe şarapla, beğenmezsen Baileys'le, o da olmazsa Efe yaş üzüm rakısıyla bekliyorum seni. Noolur yapma böyle, bak ağlarım ha.

silgi @ 11:58:00 AM -


25 Şubat, 2007


Bütün çocukların belli bir yaşa kadar gerizekâlı olduğunu düşünüyorum. Durup dururken kendi kendine sarılıp lililaalaaa diye döne döne şarkı söyleyen biri ya bir gerizekâlı olabilir, ya da bir çocuk. İşte yukarıdaki satırlar da 20 sene önceki gerizekâlı silgi'nin o dönemler aşık olduğu kuzenine yazdığı mektuptan bir sayfa. Elime dün geçti, çok eğlendim, paylaşayım dedim.


- sana 5 yaşındayken kuzenime gönderdiğim bir şeyi göstereyim mi

- yolla yolla


"5.jpg" dosyasının aktarımı tamamlandı.


- ehehehe
harikasın ya

- bu ne kendini beğenmişlik ya, cüce, 5 yaşında kimin başına nereyi yıkıyorsun

- başına yıkacakken gürhan abi'den gürhan'a dönmüş direkt

- of çok güldüm ya

- : )

silgi @ 8:56:00 PM -


20 Şubat, 2007


Günlerdir Dr. House'la yatıp Dr. House'la kalkıyorum. Biri başım ağrıyor dese, "hmm 100 mg. Ativan verelim, olmazsa sol frontal lobdan gireriz. Suction pliiz!" filan diyeceğim neredeyse. Bir Greg House'um olsa, bana ukalâlık yapsa, alaycı alaycı konuşsa, her seferinde haklı çıksa, bana alfredo soslu makarna yapıverse, bütün gün ofiste şişen ayaklarımı ovsa, hem de beni çok güldürse, "haha yeter be güldürme artık" dedirtse, herhalde böyle eve kapanıp salak bir diziye bağlanmazdım. Bu arada anneciğim yoğun internet araştırmaları sonucu blog'umu bulmuş, ona da buradan el sallıyoruz, çooo-kaa-yıııp diyoruz. "Yoğun araştırmalar sonucu değil, google'a silgi yazdım çıktı bi' kere" demezse çok kırılacağız, bunu da ekliyoruz. Neyse çok ara verdim Greg'e, hemen izlemeye devam etmem lazım. Size bi' "ce-ee" diyip kaçayım dedim, biraz daha topladıktan sonra görüşürüz elbet. Ciyuv.

silgi @ 9:39:00 PM -


14 Şubat, 2007


Aşk, sevgili, kırmızı üçgeninizi alın başınıza çalın be.

silgi @ 6:24:00 PM -



Bu savaşı kaybettiniz. Üzgünüm ama öyle. Elinizden gelen her şeyi yaptığınızı varsaymak sanırım hepimizin işine gelir. Ama siz bu kafayla giderseniz daha çook savaş kaybedersiniz, bizden söylemesi. Biz kim miyiz? Elbette her şeyi bilen harika insanlarız. Ne, yeni bir savaşa girdiniz ve ilk iki cephede kayıpsız mı devam ediyorsunuz? Ne yapalım canım, daha önce kaybettiklerinize ne demeli? Once a loser, always a loser. Bu böyle biline. Donunuzu çıkarıp kafanıza da geçirseniz biz konuşacağız, kazanacağınıza asla inanmadığımızı sürekli dile getireceğiz -
siz,
kaybedene,
kadar.



ps: yardımları için zéz'e teşekkürler.

silgi @ 5:19:00 PM -


12 Şubat, 2007


7 sene önce ilk eseri Kinyas ve Kayra çıktığından beri her kitabını psikopatça okuduğum, pek takdir ettiğim, yolda görsem utanmadan kucaklayacağım çok sevgili Hakan Günday'ımız yepisyeni kitabıyla sahalara dönmüş. Hemmen alalım, ilk 5 sıralamasını sonra yaparız.

silgi @ 11:28:00 PM -


11 Şubat, 2007


Perihan Mağden şöyle bir yazı yazmış. Acaba böyle şeyler yazmak onun haddine midir? Ayşe Arman'ı, Behzat Uygur'u, Tuğba Ekinci'yi falan pek beğendiğimden söylemiyorum bunu. Ama bu "buraların kovboyu benim" havaları filan, çok altı boş, vursan tak tak tak ses getirecek gibi gelmiyor mu size de? Senin yazı dilin iyi, zekisin, hoşsun, Türkiye'nin en çok okunan gazetelerinden birinde hatırı sayılır bir köşen var; Perihan Mağden'sin işte yahu, ne gerek var ki bunlara? Ah, belki de bunlar etkili olmuştur yukarıda saydığım şeylerin kazanılmasında, kimbilir. Şimdi Ayşe'ciğim de ona bir cevap yazar, bir sonraki turda "Sana bir cevap verirdim ama... Neysse, senin seviyene düşmeyeceğim!!11!" tarzı şeyler söylenir, sonra unutulur. Biz de fakir okuyucular olarak birbirimize "Oha Perihan, Ayşe'ye ne biçim laf sokmuş okudun mu hahaha" filan deriz bunlar gerçekmiş ya da çok komikmiş gibi. Komikle gülünç arasında bir fark var, gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?

silgi @ 9:52:00 PM -


09 Şubat, 2007


Evren bir yazı yazmış blog yazan insanlarla ilgili, ben de biraz düşündüm üstüne. Şimdi benim çevremde blog yazan bir sürü insan var, burada link'i olmayan kişiler de var. Bazıları hakikaten iğrenç yazıyor ya. Ben okumak istemiyorum kardeşim onları. Ama sonra lafı geçiyor mesela otururken, "sen benim blogumu okumuyor musun?" diyorlar, "eöö..." falan diyip kalıyorum. Bam diye "okumuyorum çünkü seni okurken sıkıntıdan kuruyorum" desem kırıcı olmuş olacağım; havaya, duvara, tavana bakıp "bi' bardak su alabilir miyim?" diyorum, anlıyorlar galiba, tabii, kesin, üf. Ben bunalım yazılar okuyamıyorum. Vallahi okuyamıyorum ya. Lisede tarih dersinde yaptığım gibi, önüme blog'u açıyorum, "bu post okunana kadar başka sayfaya bakılmayacak silgi!" diyorum kendime, yine beceremiyorum. Mıymıymıy yazılar, çıtkırıldım sözcükler filan, lütfen anlayışlı olun ya. Yani hem öyle yazıyorsunuz, hem de okumamama dahi izin vermiyorsunuz, laf arasında azıcık uyarsam hemen benim yazdıklarıma bok atmaklar falan. Tamam ben de gerizekâlı gibi yazıyorum farkındayım ama okunmayınca kızmıyorum, cidden. Bu da böyle çılgınca mesaj kaygılı bir post olsun, kaygısını da bırakalım direkt mesaj olsun. Anlayan anlasın, anlamayanlara anlatsın. Oh.

silgi @ 11:42:00 AM -


08 Şubat, 2007


Eskiden oturduğumuz evlerden birinde alt katımızda Hadiye Teyze oturuyordu. Biraz kaçıktı sanırım, çocuklar bunun zilini çalıp Ha di ye Tey zeee diye bağırıp dururlardı, o da bununla eğlenirdi. Ben basıp kaçmazdım çünkü o sıralar okumayı bilmiyordum ve bütün gün çay kaşıklarıyla oynuyordum. Ama anladığım kadarıyla alt katımızda bir teyze oturuyordu ve mahallenin spastik çocukları da teyzeyi sürekli yemek yemeye teşvik etmeye çalışıyorlardı "Hadi ye teyze!" diyerek. Veya o günlerde ben de bütün çocuklar gibi gerizekâlıydım. Aslında hâlâ öyleyim. Ha bi' de "dile kolay" kalıbını, "dilek olay" zannediyordum. "Vay bee, olaya bak, dilesen anca bu kadar olurdu yağne" fln gibi, tşk.

silgi @ 12:03:00 PM -


07 Şubat, 2007


Diziler, filmler, albümler, oyunlar, programlar falan şahane de, hani diyorum internetten mesela boş dvd de indirebilsek. Şimdi saçma göründüğünün farkındayım ama 50 sene önce de birilerine msn messenger'dan bahsetseniz deli sanırlardı herhalde. Bi' şey biliyoruz ki konuşuyoruz - en azından düşünüyoruz. Zaten insanlar eciş bücüş uzaylıların hatalı üretimi miymiş neymiş, ona göre yani, her an ciyuuv diye ışınlanabiliriz. Yeşili koruyalım.

silgi @ 3:59:00 PM -


04 Şubat, 2007


Last.fm'deki üçüncü komşum Damien Rice. Yemin ediyorum ya, inanmıyorsanız bakın, fotoğrafı falan var. 1 haftadır böyle hava atarak dolaşıyordum etrafta, biri ne zaman ilginç bir şey anlatsa "Oo o da bir şey mi, Damien Rice var ya..." diye başlayan cümleler kuruyordum. Hayat çok güzeldi. Head and Shoulders dünyanın en güzel şampuanıydı, bi' paket açılmamış Marlboro'm vardı, Damien Rice komşumdu, bir insan daha ne isterdi?

Bu tatlı rüyadan Head and Shoulders'ın saçlarımı kepeklendirmesi, Marlboro'mun bitmesi ve Damien Rice zannettiğim komşumun, aslında Damien Rice fotoğrafı kullanarak onun kılığına girmiş 15 yaşında Brezilya'lı bir çocuk olduğunu öğrenerek uyandım. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, gaddemitbeybe.

silgi @ 4:04:00 PM -



8 yaşımdayken bir arkadaşım vardı, kendisini he-man zannediyordu. Koltuklardan atlayıp ağzını burnunu dağıtıyor, sonra suratındaki kanları silip kendisini tekrar he-man yapsın diye annemi arıyordu. Puding tenceresinin dibinde kalanları paylaşamayıp birbirimizi ittirdiğimizi, yüksek bahçe duvarına tırmanabilmek için ellerimizi kanattığımızı filan hatırlıyorum. Dün gördüm onu, 16 senede biraz büyümüş, rakı ve sigara içmeye başlamış, küpesi de vardı. Biraz şaşırdım. Birbirimizi hiç tanımıyorduk ama çocukluk arkadaşıydık saçma bir şekilde. Sonrası dırdırdır, vırvırvır işte. Yaşasın, benim çocukluk arkadaşım var.

silgi @ 2:10:00 PM -


03 Şubat, 2007


Gültekinalp bir gece uyumamış; yalnızca bir gece uyumamış ve sabah olduğunda artık hiçbir kadını sevemeyeceğini biliyormuş. Bunun bir hikayesi elbette varmış, lakin kurcalamak biz bilinçli okuyuculara düşmezmiş. O anda buğulu sesli bir kadın Gözlerin Su Yeşili diye bir şarkı mırıldanmaya başlamış. "Ah ulan!" demiş Gültekinalp. Öyle bir ah çekmiş ki, yeryüzündeki bütün sular yeşilden şeffafa kesmiş. Olanlar olmuş işte. Gültekinalp artık hiçbir kadını sevemeyecek, bir daha hiç su yeşili gözlere bakıp sigarasından bir nefes çekemeyecek, yeşil sulardan içemeyecekmiş. Her şey o ah'la başlamış, o ah'la bitmiş.

İşte o an aklında bunlar varmış. Bilge ona cevabı verdiğinde yalnızca bunları düşünüyormuş. Bilge, Fikri, cevap, gerçek, o kadın, zaman, hiçbir şey önemli değilmiş. Ah...

Fikri'ye dönmüş, "Gerçek..." demiş. Gerçek neymiş?

silgi @ 2:59:00 AM -



"Gece simitlerimiz çıkmıştır, çıtır çıtır. Almak isteyenlerin en yakın Can Pastane şubesine başvurmaları rica olunur. Çaylar şirketten :)"

Gecenin 02:44'ünde böyle bir sms alınca insan biraz şapşallaşıyor tabii. "Aa Can pastane mi açmış, ama nasıl Can Pastanesi olarak gözüküyor mesajı gönderen? Vay çakal, pastaneyi açtığı gibi teknolojik olmuş." gibi şeyler düşünüyor. Yapmayın canım, yapmayın arkadaşım, allahın adını verdim ya, bu saatte simit mi olur ya. Tövbeee.

silgi @ 2:43:00 AM -


01 Şubat, 2007


Onu 24 yıldır tanıyorum, ondan sonra hayatıma bir sürü insan girdi, yüzlerce insanla tanıştım, onlarcasını sevdim, ama hiçbiri onun gibi olmadı, olamaz da. Hayatımın sonuna kadar en çok seveceğim insan, hep seveceğimden emin olduğum tek insan, istediğim her an bana koşarak geleceğini bildiğim yegâne insan, benim biricik annem, bugün 60 yaşına girdi. İyi ki var. O olmasa hiçbir şeyi böyle göremez, hiç kimseyi böyle sevemez, hiçbir şeyden böyle tad alamazdım. Mutlu yıllar çiçek kokulu annem benim.

silgi @ 5:41:00 PM -



Son günlerdeki en büyük eğlencemiz aşure yarışması jüriliği. Aşure ayının gelmesinden kelli, 13 katlı apartmanımızdaki sevgili komşularımız kase kase aşure getiriyorlar. Çatlak karşı komşum ve ben de, eeen iyi aşureyi seçme işine vakfettik kendimizi, çılgınlar gibi çalışıyoruz.

Aşure çok suluysa -3 puan, kaskatıysa -5, kıvamındaysa +3 puan. Nohut, incir, buğday gibi heraşureyelazım malzemeler +1 puan, üstüne dövülmüş fındık koyulmuşsa +1; irice parçalar şeklinde dövülmüş fındık, hem de şekilli serpilmişse +2 puan. Tarçın varsa puan vermiyoruz, nötrüz, olsa da olur olmasa da olur. Hindistancevizinden çat diye 1 puan düşürüyoruz, hiç acımıyoruz, supangle mi yiyoruz şekerim yani, aa. Kuru üzüm minik ve tatlıysa +2; büyük, sarı ve ekşimsiyse 0; orta boy, koyu renk ve tatlıysa +1 puan veriyoruz. 14 numaradaki sarışın komşumuz portakal kabuğu da koymuş biraz, ben bayıldım, kanaat notu kullanıp +2 verdim. İncir de iyi pişmiş ama dağılmamışsa ve kocaman değilse 2 puanı zevkle takdim ediyoruz. Şekeri bütün tadımızı kaçıracak kadar az ya da fazla değilse puan kırmıyoruz, herkesin damak tadı farklı sonuçta, lakin 24 numaranın şeker ayarlaması şahaneydi, +1 puanı kaptı bizden, tebrik ediyoruz. Tabii bu arada hepsinden ikişer kaşık yiyoruz, yüz kilo olursak bu oyunun hiç eğlenceli olmayacağına karar verdik.

Aşureleriniz değerlendirilsin, puanlandırılsın, onurlandırılsın, gerçeklerle yüzleşsin, hayata atılsın istiyorsanız bize gönderin! Birinci olan aşure bu sayfadan açıklanacaktır. İyi olan kazansın!

silgi @ 4:55:00 PM -



Sevgili İstanbul halkı,

Sizinle acı tatlı günlerimiz oldu. Beraber kâh metroya, otobüse; kâh motora, tramvaya; kâh vapura, minibüse bindik. Ama ben artık dayanamıyorum canlarım, dayanamıyorum. Yazın duş almadığınız, deodoran kullanmadığınız için iğrenç ter kokularınızla, kışın kalabalık taşıtlarda soğuktan birbirimize sokulmuş sıkış tıkış giderken morning breath'inizle tanışmaya artık katlanamıyorum. Ben de insanım, yeter be. Devlet buna bir çözüm bulsun, ya da bana araba alsın, çok teşekkürler.

silgi @ 1:08:00 PM -