07 Kasım, 2007
Hava pırıl pırıldır, güneşlidir, sıcaktır, gökyüzü masmavidir. Denize girersin, su şerbet gibidir; hepsini içmek istersin. Denizin dibini görüyorsundur, yerler kumdur, etraf kalabalık da değildir. Yüzmeye başlarsın. Yüzersin, yüzersin, yüzersin, yüzersin, yüzerken bir şeyler düşünürsün, yüzersin, arada kafanı kaldırıp güneşe bakarsın, yüzersin, hâlâ dibi görünen denize dalarsın, yüzersin, yüzersin, yüzersin. Sonra yorulursun ve durursun. Daha önünde bir sürü deniz vardır, tepende bir sürü gökyüzü, çok çok çok yüzebilirsin aslında daha, yani istersin, ama yorulmuşsundur işte. O artık yüzebileceğin son noktadır. Geri dönmek için hamle edersin; şöyle bir arkana dönersin. Arkana bir dönersin ki, aman yarabbi. Sahil iki kilometre uzaktadır. Bir an kendinle gurur duyarsın, "helal be, amma çok yüzmüşüm" dersin. Sonra birden iki kilometrenin gerçekten çok uzak olduğunu, artık kollarında ve bacaklarında güç kalmadığını, resmen açık denize gelmiş olduğunu, burada bağırsan, yırtınsan, ölsen, kimsenin ruhunun duymayacağını fark edersin. Paranoyalar başlar; "Ananı, ya köpekbalığı varsa, tenim de beyaz zaten, güzel bir balık gibi görünüyorumdur kesin şu an, hemen hızlı hızlı yüzmem lazım. Ulan köpekbalıkları hızlı hareket eden objelere geliyormuş asıl, allah kahretsin ya. Karpuz! Köpekbalığı saldırısına uğrayan insanlar hep bir karpuz kokusu aldıklarından bahsederler saldırıdan önce. Resmen karpuz kokuyor burası ya. Kesin öleceğim ya, kesin öleceğim, kıyıya varmam lazım bir an önce." Böyle debelene debelene varırsın sahile. Denizden çıkarken bütün bu korkuları, endişeleri sen taşımamışsın gibi cool bir şekilde yürürsün. Havlunu alıp saçlarını kurularken kendi kendine yemin edersin bir daha böyle uzaklara gitmeyeceğine dair. Kalbinin o hızlı atışı geçer bir süre sonra. Saçların kurur. Kumların üzerinde uzanmış, kitap filan okuyorsundur işte. Bir süre daha geçer. Güneş terletir. Deniz harika görünüyordur. Güneş yakar. Deniz harika görünüyordur. Güneş kavurur. Deniz harika görünüyordur. Hiç düşünmeden havlundan kalkarsın, aynı cool'lukla denize yürürsün. Kendini suya atarsın. Su şerbet gibidir; hepsini içmek istersin.
silgi @ 5:50:00 PM -
Bos zamanlarimda sahibinden.com'dan kendime güzel evler begenir, onlarin içinde yasadigimi hayâl ederim. Espri öncesi southpark sessizligine bayilirim; bunu gerçeklestirebilen kisilerle aramda özel bir bag olduguna inanirim. Kapkalin dudakli insanlardan, bagirarak gülen erkeklerden, sakalli bebeklerden çok korkarim. En sevdigim tatli eticindir. Sans Yolu isimli yarismada sekiz sene boyunca soket degistirme asistani olarak çalistim. Zekiyim ama tembelim; ben iyiyim ama çevrem kötü.
ayakta alkışlıyorum silgi.
cqzvdqxg
Bu yapılır mı ya, öff öff... Nasıl canım çekti bilemezsin, o denizde ben de olsaydım, açık denizlere yol alsaydım.... Fenerbahçenin koyu lacivert suyundan başka bişi görmedim bu yaz. 2008 de umarım o dibi görünen denizde oluruz.Böyle mi güzel anlatılır silgicim.
hele yanında da arkadaşın varsa sen köpekbalığı tribine girdiğinde gülmekten bişiy yapamaz halde ölüme daha yakınsındır:)
kıyamam sanai öptüm :)
pcovu
karayiplerde misiniz silgi hanım? kış ortası kış ortası?
ayrıca bu posttaki düşünceler sebebiyle ben her daim kısa mesafeler yüzerim kıyıdan kıyıdan. korkağım.
Yorum Gönder