17 Ağustos, 2007



Yapmayı sevdiğim şeyleri yapmak zorunda bırakıldığımda çok mutsuz oluyorum. Kendimi bildim bileli en sevdiğim şeylerden biri şarkı söylemek. Birkaç sene önce acilen programa başlayacak bir gruba apar topar vokal olarak girdiğimde o ilk provalar beni çok heyecanlandırıp mutlu ettiyse de; şimdi ismini vermek istemediğim o çok ünlü barın sahibinin önümüze "aha bunları çalacaksınız!" diye verdiği liste, her gün üç kuruş para için o kadar yol tepmek, salak insanlarla muhatap olmak ve en fenası da zevk için yaptığım bir şeyi zorunlu halde karşımda bulmak beni uzun süre müzikten soğuttu.

Sırf daha fazla okumak, okumayı çok seven insanlarla bir arada bulunabilmek, doğru ve güzel şeyler okumak, öğrenmek için girdiğim üniversitedeki bölümümde aslında hiç de ilgimi çekmeyen şeyler okumak zorunda kalmak, hoşuma giden kitapları ve konuları bile bu yüzden tiksintiyle, baş ağrısıyla, mide bulantısıyla çalışıp sınavlara girmek de mezuniyetimin uzuun bir sürede gerçekleşmesine sebep oldu.

Dinlemeyi de çok seviyorum. Birileri gelip bana bir şeyler anlatsın, içlerini döksünler, konuşalım, tartışalım, yeri gelince ben de anlatayım, karşılıklı yakınalım filan, ne güzel. Ama "silgi nasılsa dinler, dur gidip üstüne başına derdimi kusayım da rahatlayayım" mantığına öyle sinirleniyorum ki, dönem dönem içime kapanıp kimselerle görüşmüyorum.

Aşk meşk işleriyle ilgili anlayamadığım bazı şeyler de var. Sadakat harika bir şey değil mi? Herkes karşısındakinden sadık olmasını bekler, ister; esasen tek eşli yaratıklar olmamamıza karşın sevdiğimizden başka birini içimizin kaldırmaması çok doğaldır. Ama şunu anlamıyorum: Zaten yapı itibariyle sadık biri iseniz, ilişki içindeki tüm umursamazlıkları, ilgisizlikleri, sevgisizlikleri doğal karşılayıp, "aa tamam şekerim, nasılsa sadığım ben sana, sen git biraz turla gel" mantığıyla hareket etmek durumunda mısınız? Sadakat içinizden gelen bir şey değil de, bir zorunluluk olarak hayatınızda yer işgal ederse mideniz bulanmaz mı, yorulmaz mısınız?

Madem ilişki konusunu açtım bir de evlilikten bahsedeyim. İnsanlar niye evlenir? Doğumun legal hale gelmesi için mi? Ya da sevgiliyle beraber yaşamak çok güzel ve özgürlükçü bir durum gibi gelirken kulağımıza, neden evlilik kelimesi telaffuz edildiği an sanki bütün hayatımız değişecekmiş gibi gelir? Gerçekten birlikte yaşamak ve evlilik arasındaki farkı anlayamıyorum. Birlikte yaşarken sevgiliyle yemek yapmak, beraber arabaya atlayıp tatillere gitmek, haftada bir Carrefour'a falan gidip gözü dönmüşçesine bin tane şey alıp sonra evde onları yerleştirmek, sevişmek, işteki gerzeklerden konuşup gülmek vs. çok zevkli ve yaşanılasıyken; bu durumlar evlenince nasıl zorunluluk haline geliyor, "başım ağrıyor" bahaneleri nereden çıkıyor, "öff çok stresliyim bi' de sana işten bahsedemem şimdi beni rahat bırak" cümleleri nasıl sarfediliyor inanın aklım almıyor. Neden yani neden, ne farkı var ki? Beraber yaşayan sevgililerken bi kavgada kapıyı çarpıp gitmek kolay da, evlenince ayıp mı, yapılamaz mı, evlilik tüzüğüne mı aykırı? Bence hepimiz evliliğin çok büyütüldüğü, canavarlaştırıldığı, evliliği kendi yöntemlerimizle yaşayamayacağımızın altının çizildiği bir yapıyla büyütülüyoruz ve yaşıyoruz. Zorunluluklar en az benim kadar sizleri de korkutuyor/bunaltıyor olmalı. Bunlar canımı sıkıyor kısaca. Bitti.

silgi @ 3:23:00 AM -