|
"Adaya gelmeden önceki yaşamı hakkında konuşmaya başladı Hökl - önce sevgililerini, kimleri nasıl sevdiğini, sevginin nasıl bittiğini, bitebildiğini, bir daha bulamayacağına inandığın sırada içine alacak yeni birisini bulmanın güzelliğini, Simu'yu anlattı." Balığın Esir Düştüğü Yer - Cem Akaş silgi @ 3:47:00 PM -
O yumruk kadar kitle karaciğerine ne zaman yapıştı, her sırnaştığımda attığı kahkahalar nereye kayboldu, mis kokan yüzü, elleri nasıl böyle ufacık kaldı hiç bilmiyorum. Gözlerimi kapattığımda Uçaksavar'daki evin bahçesinde çimlerin üzerine oturup bana aldığı oyuncaklarla oynadığımızı görüyorum. Beş yaşıma döneyim, bütün gün koşturup kan ter içinde yanına gittiğimde elini sırtıma değdirip "uuu, sucuk gibi olmuşsun" desin, tişörtümle sırtım arasına havlu koysun, sonra da bana üstü toz şekerle kaplı harika kurabiyelerinden yedirsin istiyorum. 21 oynarken sürekli hile yapsın, kağıt çalsın, ben "anaane yaa, bana da öğreet" diye şımarayım, o gülsün, çok gülsün, hep gülsün istiyorum. Anneannem artık gülmüyor, çoğu zaman kimseyi tanımıyor, söyledikleri neredeyse hiç anlaşılmıyor. Bugün yanına gittim, "anneannecim ben geldim" dedim, gözlerini açtı, elimi tuttu, biriktirdiğim ilk parayla ona aldığım ve 15 yıldır parmağından çıkarmadığı ince gümüş yüzüğe doğru götürdü, "bunu bana kim aldı?" dedi, "ben aldım anneannecim" dedim, gülümsedi, kafasını salladı, sonra yine gözlerini kapadı. Anneannem gidiyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum... silgi @ 12:00:00 AM -
İnsanoğlu, vermeden almayı bekleyebilen bir tuhaf yaratık. "Ben sinirli olabilirim, problemlerim olduğunda karşımdakine soğuk davranabilirim ama o en ufak bir tepki verdiğinde kapıyı çarpar giderim" diye düşünüyorsanız, yalnız değilsiniz canlarım. Sizin gibi bir iki ruh hastası daha tanıyorum, isterseniz tanıştırayım; birbirinize höykürüp çemkirerek yaşayıp gidersiniz.silgi @ 4:34:00 PM -
Her sene bu zamanlar, eylülakşamı'nı dinliyorum; "olamaz mı? olabilir." diyorum. silgi @ 8:56:00 PM -
Ruh ikizimi kaybettim. Kendisi güler yüzlü, okumayı, izlemeyi, dinlemeyi seven, kendini dinletmeyi bilen, insana huzur veren, yeri geldiğinde birlikte kusarak gülebileceğim, hayatına son 5 yılda giren insanların yüzde doksanı internetten olmayan, bana bir şeyler öğretebilecek ve öğrenmeye açık olan biridir. Sağda solda görürseniz haberim olsun. 24 yıldır görmüyorum, çok özledim. silgi @ 2:49:00 PM -
Hayatımızdaki insanlar, gardrobumuzdaki kıyafetler gibidir.Zamanında çok sevdiğiniz, ama artık size bir beden küçük gelen ve bir umutla diplerde sakladığınız bir pantolonunuz, benzer modelde ve renkte ama daha kaliteli başka bir tanesine sahip olduğunuz için bir köşede unuttuğunuz bir atletiniz, vitrinde gördüğünüz an çok hoşunuza giden ve anında satın aldığınız, ama bir iki kez giydikten sonra aslında hiç de rahat olmadığını farkettiğiniz bir kazağınız vardır büyük ihtimalle. Ya da çok sevdiğiniz, çok rahat olan, defalarca yıkanmasına karşın hiç eskimeyen, solmayan, yıpranmayan, dört gün üstüste giyseniz bıkmayacağınız bir kaç t-shirt'ü olan şanslı birisinizdir belki. Gardrobundan kıyafetler taştığı halde, "Giyecek hiçbir şeyim yook!" diye söylenenlerden de olabilirsiniz bir ihtimal, neden olmasın. Şimdi söyleyin, yeni bir kıyafet aldığınızda, dışarı çıkarken önceliği ona vermek istemez misiniz? Tamam, sevdiğiniz başka t-shirtler de olabilir, ama yeni alınan her zaman daha ilgi çekici değil midir? Peki bu, eski kıyafetlerinizi artık sevmediğiniz, bundan sonra her yere yeni aldığınızı giyeceğiniz anlamına mı gelir? Yeni, çekicidir. Yeni ve güzelse, daha da çekicidir. Yeni, güzel ve size yakışan bir şeyse, iyice çekicidir. Ama yeni şeyler, "elbette" eskir. silgi @ 12:19:00 PM -
Bu uyku problemi sonunda başıma iş açacak. Normalde bir bebek gibi günde en az 10 saat uyuyan bendeniz, 1 haftadır günde 3, en fazla 4 saat uyuyarak hayatıma devam ediyorum. Gün içinde durmadan kararan gözlere ve çok inatçı bir baş dönmesine de sahibim artık. Ama eğleniyoruz. Bi' kere, durmadan gülüyoruz, her şeye. Nikotin sakızına vücudumun verdiği tepkilere, gün içinde yaşadığımız yüzlerce anlamsız diyaloga, bilgisayara giren virüse, ofis içi çekişmelere, mesai sonrası Taksim yürüyüşlerinin her metresine, karnımıza ağrılar gire gire gülüyoruz. Uykusuzluğa tepki gösteren tembel bünyelerimiz mi buna sebep oluyor, yoksa Işıl'ın da söylediği gibi; her saniyemiz beraber geçtiği için artık Deniz'le birbirini çok iyi anlayan, espri anlayışları tamamen aynılaşmış evli çiftler gibi mi olduk bilmiyorum ama, gülüyoruz işte. Haha. silgi @ 11:21:00 AM -
|
|
|
Her kitap farklı zamanlarda farklı gizlerini sunar okuyucusuna, demek bu satırlar da bu senenin eylülakşamına denk düşmüş...
Böyle eylülakşamına, böyle gize can kurban be divadkardeş. (ehe eki.)
Yorum Gönder