31 Temmuz, 2006
Onunla tanıştığımda 10'lu yaşlarımın ortalarındayım, ilk sevgilimden ayrılmıştım, çok mutsuzdum, dünyadaki bütün oğlanlardan nefret ediyordum, kimse beni anlamıyordu, tanrım kadın olmak ne kadar zordu. Onun pembe kapaklı kitabını elime aldım, şöyle burun kıvıra kıvıra ilk 3 sayfasına göz attım, sonra daha fazlasına, sonra bir kaç sayfa daha ve akşama kitap bitmişti bile.
Evet, dünyadaki bütün oğlanlar hâlâ salaktı, ama ben kendimi daha iyi hissediyordum. Zaman geçti, diğer kitaplarını da okudum. O yazdıkça ben okudum. Ben okudukça o sayfalar dolusu makaleler, kitaplar yazdı. Tamam artık büyümüştüm, yazı tarzını eleştiriyordum, kendini tekrarlamasını eleştiriyordum, ama o benim hep çok sevdiğim Duygu ablamdı. Birbirimize fırsat buldukça mail atıyorduk, aylarca süren iç sıkıntılarımı tek bir cümleyle yok ediyordu bazen.
Onun hiç yaşlanmayacağını düşünürdüm. Hep öyle güzel ve bakımlı kalacak, hep gözlerindeki ışıltıyla bir şeyler anlatacak, hep hayata karşı dimdik duracaktı. Hasta olduğunu duyduğumda ciddiye almadım. Duygu, bu hastalığın kıçına tekmeyi basar, sonra da bununla ilgili iki üç satır bir şey karalayıp geçerdi.
Sabah duydum, "Duygu Asena ölmüş."
Bilmiyorum ki.
İnsan böyle zamanlarda bir şey düşünemiyor, hiçbir şeyden emin olamıyor. Belki yanılmışlardır, belki sadece şakadır?
Birer kadeh bi' şeyler içelim hadi onun için, başka bir şey söylemeden.
silgi @ 1:47:00 AM -
18 Temmuz, 2006
Bu sene üç gün, üç gece kutlandı doğum günüm. Bana kalsa kırka kadar yolu vardı ama, efendilik ettim, pek bir şey söylemedim.
Cuma gecesi annemle bol rakı tüketmeli bir yemek yedik.
Cumartesi günü 10 kişilik bir grupla önce Boğaz turu yaptık, Anadolu Kavağı'nda akşam yemeği yedik, kahvelerimizi içerken Türk sanat musikîsi eserleri icra ettik, en son da 12 gibi kurtları dökme amacıyla Taksim'de diğerleriyle buluştuk. Eh, cumartesi gecesi o saatte Taksim'e gidersen, kurt dökecek boş yer de bulamazsın sevgili doğum günü çocuğu (burada kendime söylendim.) "Oraya gidelim, yok buraya gidelim, aman burası da doluymuş çıkalım, hah tamam haydi şuraya oturalım, bana bir limonlu bira" filan derken, zaten saat dört oldu bile.
Pazar günü sabahın köründe arka arkaya gelen doğum günü mesajlarıyla uyandım (alt metin: öyle popülerim kiii), onlaracevapyaz ve bazılarınıuykusersemiunut işlemlerinden sonra uyku kaçtı tabii. "Ee, bugün benim doğum günüm, yapacak bir şey yok, bir program yok, doğum günümde evde oturup ne yapacağım ben şimdi" diye söylenirken sevgili çakican imdadıma yetişip, bana çok eğlenceli bir doğum günü gecesi yaşattı. Kendisine bol şekerli telveler gönderiyorum buradan, çizgi halindeki gözlerinden öpüyorum.
Tamam, güldük eğlendik falan filan da, bu işin bir de ganimet yönü var, öyle değil mi. O kadar çok, o kadar çok hediyem oldu ki, saysam "püü görgüsüz" dersiniz kesin. Yeni bir Accessorize açacak kadar çok çantam, incik boncuğum ve bir TeknoSA bayii açacak kadar çok (tamam bunu biraz abarttım) elektronik aletim var diyeceğim o yüzden sadece, artık gerisini siz tahayyül edin.
silgi @ 3:13:00 PM -
05 Temmuz, 2006
Süper Baba'yı özledim, dvd'sini çıkarsınlar.
silgi @ 5:15:00 PM -
04 Temmuz, 2006
"
How can we be so different and feel so much alike?" mused Flitter.
"
How can we feel so different and be so much alike?" wondered Pip. "
I think this is quite a mystery."
silgi @ 7:19:00 PM -
01 Temmuz, 2006
Wow.
After I jumped, it occured to me.
Life is perfect. Life is the best, full of magic, beauty, opportunity, and television. And surprises... lot's of surprises, yeah.
And then there's the best stuff, of course. Better than anything anyone ever made up,
'cause it's real.
silgi @ 9:15:00 PM -
- Hişt ufaklık, neyin var senin?
- Kafam bozuk patron. Bu hayat gitsin, yenisi gelsin.
- Bir bira açayım sana şöyle, olma mı o.
- Olur be patron, o da olur.
- Patron ben yoruldum, çıkayım mı?
- Aa valla bırakmam, daha yeni geldin. Bu gece burdasın, itiraz istemiyorum.
- Ya patron şu misafircilik oynama ayaklarını bıraksak artık, evimi özledim diyorum.
- Çalışacaksın ulan köle!
- Pekipatronkahveiçermisiniz?
- Bana şarap getir kadın!
*Saat gecenin 1'i olmuş, köle hâlâ çalışıyor. Etekle oturmaya dayanamayıp, eski sevgilinin evinden toplayıp ofise getirdiği bir çuval giysinin içinden beyaz üzerine pembe kalpler olan pijamasını bulup "eeh yeter be, giyicem işte"nidalarıyla ve ofis hainlerinin pis gülüşlerine aldırmadan pijamasını giyiyor. Haliyle olaylar gelişiyor:
- Hişt silgi patron geliyor toplan.
- Ya ne toplanacağım artık, pijamamı kuşanırım vazifemi yaparım.
- Kız bu ne hâl?
- Patron ne güzel di mi pijamam, ehi.
- Hahaha o kalpler ne lan, ahahaha bi' de i love you yazıyor üstünde, senin neyine lavyu be, neyine, ahaha ölücem ay.
- Patron basıcam ama istifayı bak.
- Hahaha o pijamayla seni ciddiye almam imkansız kusurabakmahahah.
- Bu hayat gitsin yenisi gelsin demiş miydim ben?
- Al bi' bira daha iç bari.
- Büyüksün patron. Aylavyu hehe.
silgi @ 4:12:00 AM -
Kendime nottur:Unutmaman gerekenleri unuttuğun için, şimdi unutman gerekenleri unutmakta zorluk çekiyorsun. Bir daha böyle yapma.
silgi @ 3:43:00 AM -
Bos zamanlarimda sahibinden.com'dan kendime güzel evler begenir, onlarin içinde yasadigimi hayâl ederim. Espri öncesi southpark sessizligine bayilirim; bunu gerçeklestirebilen kisilerle aramda özel bir bag olduguna inanirim. Kapkalin dudakli insanlardan, bagirarak gülen erkeklerden, sakalli bebeklerden çok korkarim. En sevdigim tatli eticindir. Sans Yolu isimli yarismada sekiz sene boyunca soket degistirme asistani olarak çalistim. Zekiyim ama tembelim; ben iyiyim ama çevrem kötü.
ben de mail atmistim ona bilior musun lisedeyken, hemen cvp vermisti. Tekrar atmistim, yine cevap vermisti. Cok hosuma gitmisti, insan hele o yaslarda ciddiye alindiginda kendini cok ii hissediyor. Sirf bana bu hissi yasatan insanlardan biri oldugu icin bile yeri ayridir benim icin. Ben de cok uzuldum. Kesinlikle...
Merhaba, guzel bir blog. Benimki de http://muratkarun.blogspot.com . Iyi gunler.
Yorum Gönder