|
Yeni yıla girmemize 1 saat 27 dakika kalmışken, ben makarna suyunun kaynamasını bekliyorum. Sos için malzemeleri hazırladım; biraz sarımsak, biraz domates, baharatlar filan. Az sonra mezelerimiz ve içkilerimiz de gelecek. Yeni yıla yemek yiyerek girince obez olur muyuz acaba? silgi @ 10:32:00 PM -
![]() Alice demişken, Mathilda'yı içeren bir diyaloga yer vermezsem ayıp ederim diye düşündüm. Türkçe tercümesini yaparak içine etmek istemiyorum, lütfen gidip İngilizce öğrenin. Mathilda: Leon, i think i'm falling in love with you. It's the first time for me, you know? Léon: How do you know it's love if you've never been in love before? Mathilda: Cause i feel it. Léon: Where? Mathilda: In my stomach. It's all warm. I always had a knot there and now... it's gone. Léon: Mathilda, i'm glad you don't have a stomachache any more. I don't think it means anything. silgi @ 5:10:00 AM -
![]() Dan isimli genç, başka bir kadına aşık olur ve aşağıda okuyacağınız diyalogda da bunu sevgilisi Alice'e itiraf etmektedir: Dan: I fell in love with her, Alice. Alice: As if you had no choice? There's a moment. There's always a moment. "I can do this, i can give in to this, or i can resist it". And i don't know when your moment was, but i bet you there was one. yani, Den: Alisçim, harikalar diyarı ayaklarını filan bırak artık kuzum ya. Başkasına aşık oldum diyorum, hani adı aşk olmasa da belimin altında bazı yerlere sık sık kan pompalanıyor diyorum. Bilmem anlıyor musun. Hoş, anlasan da anlamasan da bana koymaz ya, o ayrıı. Elis: Başka seçeneğin yok muydu? Elbette vardı. Her zaman vardır. Her zaman bir an vardır. "Bunu yapabilirim, kendimi buna verebilirim veya buna direnebilirim." diye düşüneceğin bir an her zaman vardır. Aşık olmayı seçmeden önce, hep bir şansın daha vardır. Senin anının ne zaman olduğunu bilmiyorum, ama seni temin ederim öyle bir an vardı. Adım da Alis malis değil zaten, kandırdım seni. Jane benim adım, Jane. Tarzan kılıklı öküz seni. Neymiş, aşıkmışmış. Yürrüü. silgi @ 3:07:00 AM -
![]() Bütün gün ödev yaptım, gece tam pilim bitmişti ki Ezgi'nin (evet şu arabası olan) yarın tarih sınavı olduğunu ve narin fenci kafasının Erzurum kongresinden hiçbir şey anlamadığını öğrendim. Size, Ezgi'ye bir süre iyi davranmam gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yüzden ders çalıştırmak için evine gittim. Başta her şey iyi gidiyordu; ben anlatıyordum, o dinliyordu, ardından o anlatıyordu, ben dinliyordum. Fakat gece 2 gibi zıvanadan çıktı. Ayaklarını sallıyor, oturduğu yerden kalkıp odanın içinde 2 tur atıyor, ardından başka bir yere oturuyor, üstüste sigara içiyor; kısacası beni çıldırtmak için gerekli her şeyi yapıyordu. O an nasıl oldu cidden hatırlamıyorum, "Ezgi! Buraya bak, gözlerimin içine bak! Hayır, tavana bakmayacaksın. Ben bu saatte buradaysam ve sana ders çalıştırıyorsam sen de bana saygı duyup çalışacaksın." diye bağırdım kızcağıza. Aynı saniye içinde de pişman oldum, ama bu sert öğretmen tavrım işe yaramış görünüyordu; Ezgi uslu uslu dersini çalıştı. Muhtemelen A alacak. Ezgi'ye öyle bağırabildiğimi farkedince, içimde yaşayan cetvelli öğretmenle tanışma kararı aldım. Başta biraz soğukluk oldu aramızda, ama sevdim sonra. Çok hoş bir kadın, biraz otoriter ama bunu öğrencilerinin başarısı için uyguladığını anlattı bana. Kahve içtik birer tane, hesabı o ödedi. Ne de olsa çalışan kadın, ben mi ödeyeceğim bu öğrenci halimle. Eve dönerken, bir mutfak robotum olsun istedim. Mutfakta iş yaparken, yanımda oturup benimle konuşsun. Ama sadece mutfaktayken yapsın bunu, adı üstünde işte. İkinci el olması işime gelir; bana eski sahiplerinden filan bahseder, birlikte kıkır kıkır gülüp dedikodu yapabiliriz. Alt katta oturanların köpeğinden nefret ettiğimi anlatmak istiyorum mutfak robotuma. Belki köpeği mutfaktayken yakalayıp... Hayır, bu sahneden hoşlanmadım. Katil bir robot istemiyorum, mutfak arkadaşı istiyorum. Her Space Holiday dinliyorum bir kaç gündür, pek lezizler. En çok Audio Astronomy albümünü sevdim; bu sevgi, bir zamanlar astronomi ile bir alakam olduğu için mi vuku buldu bilemiyorum, zaten dinlerken bunları değil, hayatın anlamını filan düşündürüyor insana. Müzikten söz açılmışken, size last.fm'den bahsetmek isterim. Bu site, winamp'in içine yerleştirdiğiniz minik bir plugin'le dinlediğiniz şeyler hususunda casusluk yaparak, sizin "müzik zevki profilinizi" çıkarıyor. Sonra sizin zevklerinize sahip kişilerle neighbour olup, onların neler dinlediklerini takip etme, gruplar hakkında görüşler bildirme ve yorumlar okuma, profilinizdeki müzik tarzına yakın tarzlardaki grupları "recommendation" bölümünden belirleme şansına sahip oluyorsunuz. Mesajlaşma ve "haydi arkadaş olalım" fasilitelerinden de eksik kalınmamış. Kısacası pek şirin bir site. Ben de eşsiz müzik kültürümü insanlarla paylaşmak için üye oldum bu siteye bir kaç ay evvel. O lanetli güne kadar her şey yolunda gidiyordu(Zifiri karanlık bir sokakta olduğunuzu ve gök gürültüsünden başka bir şey duyamadığınızı hayal edin burada): Müge bir sabah elinde bal, kaymak ve böğürtlen çayıyla kahvaltıya geldi. Ben sofrayı hazırlarken o da bilgisayarımın başına oturmuş, mp3 dinlemek için bütün klasörlerimi karman çorman ediyordu. Bir süre sonra aradığını bulmuştu; cici bilgisayarımın hafızasının derinliklerine hapsettiğime ve çok gerekli bir durum olmadıkça asla dışarı çıkmaması gerektiğine inandığım Aşkın Nur Yengi'nin ilk albümünün mp3leri... Sağ sol karıştırıp, olmayacak şeyler bulma uzmanı Müge, hoparlörlerin sesinin nereden açıldığını bulamayıp ve bunu bana söylemeyi unutup içeri geldi. Kahvaltımızı yaptık, gazetelerimizi okuduk, kahvemizi içtik, sıra müzik dinleyip ülke kurtarmaya gelmişti. İşte o an karşılaştım acı gerçekle: Winamp'im aracılığıyla Aşkın Nur Yengi hanım saatlerdir, sessiz sedasız bir biçimde şarkısını söylüyor ve benim canla başla oluşturduğum last.fm listemin içine ediyordu. Sonuç ne? Haftalardır listemdeki rekorunu hiçbir grubun kıramadığı Aşkın Nur Yengi birinciliği ve artık dinlediğim şarkıları web'e aktarmayan bir Winamp plugini. (bunu bozmayı nasıl becerdi, inanın bilmiyorum.) Bu yazıyı nasıl noktalayabileceğimi düşünüyorum, bir çıkış noktası, bir çözüm bulamıyorum. Sanki sıkıştım kaldım burada, sonsuza kadar abuk subuk şeylerden bahsedeceğim. Ama belki mutfağa gidip bir bardak su alabilirsem... Evet, işte her şey bambaşka olacak o zaman; sevgili mutfak robotum, en iyi arkadaşım beni bu yazıdan kurtarabilir, bunu sahiden yapabilir. Viva la robote mutfake! silgi @ 8:11:00 AM -
Bugün Ezgi'yle evde boş boş otururken ansızın sinemaya gitmeye karar verdik. Atladık arabaya, (bu "arabaya atladık" kısmını pek kolay söylüyor gibi görünsem de, bu konuya daha sonra tekrar döneceğim.) gittik Nautilus'a. "Oliver Twist mi, The Exorcism of Emily Rose mu" ikilemimizden, Ezgi'nin "gidelim işte, korkarız ne güzel, patlamış mısır da alırız, kola da alırız, korkalım işte, hadi korkalım." baskılarıyla çıkarak biletlerimizi Emily Rose'a aldık. Size tek söyleyebileceğim, eğer korkmak istiyorsanız bu filme gitmemeniz gerektiği. Şahsen ben, yanımdaki kadının filmdeki tek 'korkunçlu' sahneden korkup çıkardığı "hiiii!" sesinde bir kez irkildim yalnızca. Bakın, o sahneden değil, yanımdaki kadının korkmasından korktum diyorum size, anlıyor musunuz? Ha, gece 3'te bir yanık kokusu alıp uyanırsam, aniden dua etmeye başlayabilirim tabii, o apayrı.Şimdi düşündüm de, Ezgi'yle yaşadığımız araba park etme ve park edemediğimiz arabayı yola çıkarma maceralarından sizleri haberdar etmemin bana bir faydası değil, zararı olabilir. Arabası olan bütün arkadaşlarım askere gitti, o yüzden Ezgi'ye bir süre iyi davranmam gerekecek, kahretsin. Winamp'in Christmas skin'ini indirdim sabah, insana huzur veriyor resmen, ışıklar yanıp sönüyor, bayıldım. 14 gün kaldı yılbaşına, elimdeki tek plân; hiçbir plânım olmazsa daha önce görmediğim biriyle sinemaya gitme olasılığı. Sevgili "daha önce görmediğim biri", eğer bunu okursan bana kızma, e mi? Yeni yıla sinemada girilir mi hem, delirdin galiba. Velhasıl, bana hediye almak istiyorsanız veya bir program önerisinde bulunacaksanız elinizi çabuk tutun işte. Hadi. silgi @ 8:23:00 PM -
silgi @ 1:13:00 PM -
![]() Birini sevmek çok garip. Gerçekten çok garip. Sevdiğiniz kişi güzel, çirkin, akıllı, sessiz, dışa dönük, neşeli veya sosyal fobili biri olabilir. Beraber geçirdiğiniz harika anlar veya mutsuzluktan gözlerinizin dolduğu dakikalar olabilir. Bunların hiç birini önemsemeden, yalnızca "canınız öyle istediği için" seviyorsanız birini, dünyanın tepesinde duruyormuş gibi hissedebilirsiniz belki. Sevmeyi seviyorsunuz değil mi, hayatınızda seveceğiniz biri-leri olsun istiyorsunuz hep. İşte bu sevdiğiniz kişiler arasında "nedensizce" sevmeyi başardığınız birileri olduğunda, onları bir gün aniden ve nedensizce "sevmeme" hakkına sahip olduğunuzu da biliyorsunuzdur belki. Dün gece harika bir sevişme yaşamış olabilirsiniz, yolun ortasında birbirinize bağırmış ve onun aptalca suçlamalarını dinlemiş olabilirsiniz, ya da 1 saat önce ilerde tutacağınız evi nasıl döşeyeceğinizi hayal etmiş olabilirsiniz; fark etmez. Bir an kafanızı çevirirsiniz ve ona tekrar baktığınızda gitmiştir işte. Bunca zamandır kalbinizi ağrıtan, kimi zaman ayaklarınızı yerden kesen, bazen bütün dünyaya küfretmenize neden olan sevgi/aşk, o birkafaçevirimlik anda bitivermiştir. O sebep arayacak, siz susacaksınız. Belki bağırıp çağıracak, belki yalnızca susacak. Sonra siz de sebep arıyormuş gibi davranacaksınız, ama aslında bileceksiniz, orada duruyor olacak aradığınız şey: Nedensizce sevdiniz ve nedensizce vazgeçtiniz onu sevmekten. Bu kadar basit. Kimse kimseyi yormasın artık. silgi @ 3:12:00 PM -
![]() 4 yaşında olan ve henüz görmeye muvaffak olamadığım halde pek bir sevdiğim minik arkadaşım Ada Canıgüz güzel bir şiir yazmış geçen gün, buyrun okuyun: Bir lamba yaptım, Lambayı güneşe yasladım. Güneş ne yaptı? Parladı gitti. silgi @ 10:43:00 AM -
Karga bütün gün hiçbir şey yapmadan ağacın en yüksek dalında duruyordu. Küçük bir tavşan onu görünce sordu: "Ben de senin gibi bütün gün hiçbir şey yapmadan oturabilir miyim?". Karga “elbette” diye karşılık verdi. Onun bu yanıtı üzerine tavşan, olduğu yere çöktü ve hiçbir şey yapmadan oturmaya başladı. Bir süre sonra çalılıkların arasından bir tilki fırladı, tavşanın üzerine atladı ve onu yedi. Aşağıda olup bitenleri yukarıdan üzüntüyle izleyen karga, kendi kendine: “Hem aşağıda olup hem de hiçbir şey yapmadan oturabilmenin bedeli çok yüksektir, tavşan kardeş.” dedi “Sen işin bu yanını hiç düşünmedin.” silgi @ 9:53:00 AM -
![]() 24 Kasım 1942 gününün ilk saatlerinde İstanbul ve çevresi kesif bir sis altında kaldı. Hava yumuşak, hatta mevsim normalleri göz önüne alınırsa basbayağı sıcaktı. Çoktan sönmüş sobanın yanındaki iskemlede uyuklayan Rumelifeneri'ndeki nöbetçi görevli, birden şeytan dürtmüş gibi uyandı, tiz bir ses mi duymuştu, bir karabasandan mı çıkıp geliyordu, tam çıkaramadı. Kalkıp gerindi, bir sigara yakıp dışarı çıktı ve kıyıya birkaç yüz metrede tuhaf bir ışık gördü. İki saat sonra, tahlisiyeciler yabancı tekneyi bağlamışlardı. Sancak tarafındaki paramparça bayrak hiçbir kayıtta yer almıyordu; ne bandırası belliydi teknenin, ne doğru dürüst bir defteri vardı; zaten, biçimi itibariyle de hiçbir şeye benzemiyordu. Tahlisiyecilerin asıl anlamakta güçlük çektikleri şey, mürettebattan tek kişi kalmamış olmasına karşın, kayalara çarpmaksızın teknenin nasıl oraya dek gelebildiğiydi. Fener âmiri, sözümona kaptan köşkü sayılabilecek bölmedeki bir dolapta bulduğu rulolara tek tek baktı, ama ne yazıyı sökebildi, ne de o güne dek hiçbir yerde rastlamadığı işaretlere herhangi bir anlam verebildi. Her şeyi mühürledi, bir sonraki hafta tekneyi görmeye gelen Dahiliye heyetine teslim etti. Leo Spitzer'i resmî bir arabayla üniversiteden aldırdılar, adamcağız anlaşılır nedenlerle düpedüz paniğe kapıldı. Bir yetkiliden kendisine işin içinden çıkılamayan bir konuda danışılacağını öğrenince biraz rahatladı, yine de tedirginlik çöktü üzerine. Almancası güçlü olduğu için vali yardımcısı sorunu aktardı. Ruloları eline alıp bir göz atan Spitzer, onların nereden geldiğini bilmediği için herhangi bir şaşkınlığa düşmedi, biri sayılmazsa: "Hayret doğrusu", dedi: "Bunca yıldır filolojiyle uğraşırım, böyle manüskri görmedim. Sanki iki bin yıl önce değil, iki saat önce yazılmış gibi duruyorlar, bunları daha iyi incelemem gerekir, sahte olabilirler." silgi @ 7:46:00 PM -
|
|
|
Yorum Gönder