22 Mayıs, 2008


Sevgili okurlarım İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Bekkenbauer, kaleci Maier, Nadia Comaneci, Bridget Bardot, Fenerbahçe'li Cemil ve "Ben bu kızın yazdıklarını anlamıyorum, artık içime fenalıklar getirdi bre" diyen, fakat her gün adeta bir eroinman gibi hiyelkar'ı ziyaret etmekten bıkmayan pek kıymetli takipçilerim, reader ekleyicilerim, link verenlerim;

Sizinle acı tatlı pek bi' günümüz olmadı, altı üstü ben yazdım siz okudunuz. Kısa bir süre sonra başka bir adreste, hiçbir şey değişmeden saçmalamaya devam edeceğim. Teşrif etmek isteyenler silgihanim@gmail.com'a "mrb silgi seni ck svyrm" sabcekli bir mail göndersin; kim akıllı, kim süperzekâlı anlayalım. Şş, anlayalııım. Şaka şaka. Hadiöptüm.

not: Bir süreliğine yalllnızca kereviz'deyiz.

silgi @ 9:47:00 PM -


21 Mayıs, 2008


İçimde bir canavar var. Canımı vereceğim kadar sevdiğim bir iki kişinin aleyhinde bir laf edildiğinde, onları üzecek bir şey yapıldığında ben deliriyorum. Gerçekten deliriyorum. Pençelerim uzuyor, dişlerim sivrileşiyor, kanım kırmızılıktan çıkıyor, bambaşka biri oluyorum. Benim arkamdan isteyen istediğini söyleyebilir, poposu sıkan kişi yüzüme de söyleyebilir, efendi efendi dinler, sakin sakin cevabımı veririm. Ama sevdiklerime bulaşılmasın: Bugüne kadar bir karıncayı bile incitmemiş insan, ben, silgi usta, çeker vururum onları ve dönüp, arkama, bakmam, bile. Bu da böyle biline. Hadistirgitşimdi.

silgi @ 1:21:00 AM -


18 Mayıs, 2008


Gidiyorsun ve nefessizlik çat diye iniyor tepeme. Her yer daha sessiz, daha huzursuz, daha yalnız, daha soğuk oluyor. Gidiyorsun ve arkandan bakıp el sallayacağıma, buzdolabını açıp birtakım kayısılara ve yeşil eriklere saldırıyorum. Yeşil eriklerin çekirdekleri midemi bulandırıyor, bıçakla kesiyorum yanaklarını. Senin yanakların da yeşil olsaydı keşke, belki bir iki saatliğine. Earl Grey içerken bir bakıyoruz yanakların yeşil olmuş. Çok gülerdik o zaman kesin. İşte sen gitmeseydin mesela, yanakların ne renk olursa olsun gülerdik. Hiç de sıkılmazdık. Şimdi ben açıyorum Yeşilçam filmlerini arada bir, kısıyorum televizyonun sesini, jöndamı seslendirip eğlenmeye çalışıyorum. Hiç olmuyor, hiç. Sevdiği Kadir İnanır'a gözlerini verdiği için kör olan, kambur ve Çağanoz takma isimli Fatma Girik'e, en duygusal anlardan birinde "Al havuç ye" demek hiç aklıma gelmiyor ki. Gidiyorsun ve ben telefonun iki buçuk saat sonra çalacağı saniyeyi hesaplıyorum kafamdan; ardından duvarları boyuyorum rengarenk, çok güzel oluyor.

silgi @ 7:06:00 PM -


15 Mayıs, 2008


Geçen gün manitayla alışveriş merkezini satın alırken, kızarmış şeyleri standlayan kızlardan birinin önündeki kızarık hayvanlardan birini kürdanıyla beraber kapıp ısırdım. Amman yarabbi, o neydi ne. Hormf diye hepsini ağzıma atasım var, beri yandan da aldığım hayvan sonuncu. Ana yüreği işte, gittim manitanın yanına, "Aaaç aç çabuk ağzını!11" dedim içimden "allam n'olur hepsini yemesin" diye dua ederek. Siipii piliç diye bir markanın acayip bir karidesi. Evde değil fırın, henüz bir tane tabak olmadığı için almaktan vazgeçtik, oysaki Crusoe adında kırmızı bir fritözümüz bile var aslında. Son dört saattir bu karidesin tadı aklımda, unutayım diye evcini açtım, daha beter oldum, allah çarptı beni. Büyüyünce evcini olmak istiyorum, beni kendisiyle tanışuk eden arkadaşım olacak kadın da gitsin kaliforniyalarda düğünlerde fink atsın ben burada gördüğüm her yemek fotoğrafına bakarak komaya girerken, olur şey değil.

silgi @ 7:17:00 PM -


14 Mayıs, 2008


- Elbette birlikte seyrettiğimiz gün batımlarının kokusunu bir daha bulamayacaktık,
- Tıık tııık tıık tıııık...
- Ya da arnavut kaldırımlarına bizimle basan ayakların botlarının rengi değişecekti,
- Tiii tiii tii tiii...
- Belki de attığımız triplere takılıp pat diye yeri öpebilirdik,
- Diik diiik diiik diiik...
- Müzeyyen ne yapıyorsun allah aşkına ya?
- Geçmişine eko veriyorum Muharrem; sen anlamlandıramazsan ben abartayım da bi' boka benzesin diye.
- Anlıyorum.
- Tebrik ediyorum.

silgi @ 1:22:00 PM -


13 Mayıs, 2008


- Yani herifte böyle bir cool'luk,
- Küllüğü uzatsana Müzeyyen.
- Bir de nah bukadar ego,
- Jöle banyoda mıydı?
- Saçlar tıraşlı, kellikten değil de şeyden,
- Kabak tatlısına ceviz koyar annem, sende hiç böyle adetler yok nedense.
- Anlamıyorsan dinletmeyeyim Muharrem.
- Dinlemiyorsam anlatma Müzeyyen, radyoyu açıversene.
- Elma dersem?
- Armut.

silgi @ 11:24:00 AM -


12 Mayıs, 2008


- Şey şey, şeyi yazsana.
- Hani senin küçükken civcivin varmış da, sonra senin uçan balonunun ipini yutmuş da, sonra sen minicikmişsin de, balonu takip edip edip ipin ucunu civcivin ağzının içinde görmüşsün de, sonra ipi çekmişsin de, hayvanın gözleri geri devrilip, CİK! diye ses çıkarmış ya hani, onu mu?
- Kedimdi o. İpi yutmuştu, sonra çogafedersin tuvalete çıkınca, boncuk gibi ipte...
- Civcive ne oldu ki?
- Çok soru soruyorsun Muharrem, çok. İnek içti işte.
- Haa, hani dağa kaçan?
- Evet öbürü de küsmüştü hani, haberi olmamıştı.
- Bildim.
- Koşarak.
- Bay.

silgi @ 12:37:00 PM -



- Biz birbirimiz için zehirliyiz.
- Ve sana karşı olan tüm beklentilerimin üstüne bir bardak,
- Hayır dur, şöyle diyelim: Ve benden tüm beklediklerini popona sokarak,
- Hah evet, böylesi daha net olabilir: Sokarak,
- Sana zehirliyiz diyordum.
- Ve ben de suyu veriyordum tam?
- Bana su verdi, bana su verdi-
- Ne güzel flörtleşiyorduk, ne ara evciliğe dönüştük Muharrem.
- Kalkgidelim?
- Hadigidelim.

silgi @ 2:52:00 AM -